30 Mart 2014 Pazar

Küçük Kara Balık

0 yorum
Samed Behrengi'nin yasaklı kitabı. Küçük Kara Balık'ın masumiyeti keşke büyüklerde de olsaydı! Çocukken haberim olmayan bir kitaptı maalesef. Bugün okuma fırsatı buldum! Bu benim ayıbım mıdır, yoksa "eğitim sisteminin" midir bilemiyorum. Ancak bu kitabı okurken tuhaf duygular içindeydim

İranlı bir yazarın, adaşım olan bir yazarın, sınırları aşan, sınırları yıkan masalı kütüphanede mutlaka bulunması gereken, daraldıkça okunması gereken bir kitap! Kitabın bugüne denk gelmesi ayrıca manidar! 

Küçük Kara Balık, annesinin tek yavrusudur. Dalgın geçirdiği bir kaç zaman, annesi onun hasta olduğunu sanmıştır, ancak Küçük Kara Balık yaşadığı dünyanın sınırlarını merak etmektedir. Dere, ırmağa; ırmak denize... Ancak ilk zorluk komşu balıklardan gelmiştir. Küçük Kara Balık yoldan çıkmış bir balıktır artık! Kendi yoluna çıktığı sırada komşularının onu geri çağırması ayrıca incelenmesi gereken bir durumdur.

Küçük Kara Balık keşfe çıkmıştır. Önce kertenkele ve kurbağacıklarla karşılaşır. Bu kertenkele Küçük Kara Balık'a ilerideki pelikandan korunması için bir hançer verir böylece Küçük Kara Balık kılıç kuşanmış olarak yoluna devam eder. Pelikan'la karşılaşmadan önce küçük balıklardan oluşan bir grupla karşılaşır. Bu gruptan bazıları Küçük Kara Balık'ı takip eder. Ancak pelikanla karşılaşmak kaçınılmazdır ve kendilerini pelikanın kesesinde bulurlar. Küçük balıkların sergilediği tutum, pelikanın imgeleştirdiği olgular mükemmel bir sadeliktedir!

Samed Behrengi harika bir esere imza atmış! Bu kitap bağzıları için hep yasaklılar listesinde olması gereken bir kitap! Sonu da ayrıca harika! Küçük Kara Balık, hep varlığını koruyacaktır!

Mehmet Sönmez'in çok hoş çizimleri ayrıca güzel!

Bendeki kitap Haşim Hüsrevşahi çevirisiyle Can Yayınları'ndan Şubat 2014 tarihli 37. baskısıdır. Kütüphanelerde mutlaka bulunması gereken bir kitap!

Kitap:



Hayvan Çiftliği

0 yorum
George Orwell'ın muhteşem kitabı! Kitabı bugün bitirmem de zamanlaması manidar olanlar listesine çoktan girdi.

Hayvan Çiftliği - Bir Peri Masalı, ismi güzel kendi güzel harika bir kitap. Beylik Çiftlik'teki hayvanlar, Koca Reis dedikleri bir erkek domuzun gördüğü düşü anlatışını dinlemek için etrafında toplanırlar. Koca Reis, hayvanların kendi kendilerini yönetecekleri, insanların boyunduruğu altında yaşamadıkları bir çiftlik hayalini anlatır! İnsanları beslemek zorunda kalmadıkları ve tüm yiyecekleri kendileri için ürettikleri bir çiftlik. Ancak Koca Reis'in ömrü Ayaklanma'yı görmeye yetmemiştir.

Çiftlikte hayvanların zihnine ekilen bu düşünce tohumu zamanla yeşerir ve bir anda patlar. Snowball ile Napoleon adındaki iki domuz da hayvanları örgütler. Çiftlik sahibinin çiftlikten kovulmasıyla Beylik Çiftlik, yerini Hayvan Çiftliği'ne bırakır. Yepyeni bir dönem başlamış olur.

Kitap mükemmel ötesi bir kitap! Bir hayvan çiftliğinin topluma bu kadar çok benzemesi, toplumun kendisi olması şaşırtıcıdır. Napoleon'un çiftlik yönetimini eline geçirerek o meşhur kural geçerli olmaya başlar:
Bütün hayvanlar eşittir
Ama bazı hayvanlar
Öbürlerinden daha eşittir.
Ayaklanma'dan sonra duvara yazılan yedi kuralın zamanla değişmesine tanık olmak çok ilginçtir. Manipülasyon örneğine de mükemmel bir örnektir!

George Orwell, bazıları gibi büyük laflar etmek kaygısı gütmeden, Bir Peri Masalı'nda gerçeğin tam göbeğine inmiş, binlerce sayfalık ders kitaplarının özünü mükemmel şekilde yansıtmıştır. Gerek ortak düşman yaratmak, gerekse propaganda yöntemleri hala geçerliliği korumaktadır.
Yedi Emir
1. İki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin.
2. Dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin.
3. Hiçbir hayvan giysi giymeyecek.
4. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacak.
5. Hiçbir hayvan içki içmeyecek.
6. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek.
7. Bütün hayvanlar eşittir. (sayfa 41) 
Ayaklanmanın sonucunda alınan ilk kararlar duvara yazılmıştı. Ancak yukarıdaki tüm kararların değişimini George Orwell üslubuyla okumak daha da manidar! Örneğin, beşinci kural Hiçbir hayvan aşırı içki içmeyecek şekline bürünmüştür. Tabi ara bir yasakla, domuzlar dışında hiçbir hayvan aşırı içki içmeyecek durumuna gelmiştir.

Toplumun siyasal özeti 1943-44 yıllarında George Orwell tarafından yazıya geçirilmiş. Bundan yetmiş yıl önce yazılmış bir kitabın yetmiş yıl sonra geçerliliğini koruyor olması, üç-beş yetmiş yıl daha geçerli olacağının göstergesidir. Zira Hayvan Çiftliği'nde Koca Reis'in söylediklerini söyleyenlerin sayısı azalmıştır ve hatta tamamen yok olacaktır. Bununla birlikte hayvanların zihninde kalan Koca Reis'in anıları da zamanla Napoleon tarafından silinmeye başlanmıştır. Böylece kitabın harika sonuna bir adım daha yaklaşmış oluyoruz! Diğer hayvanların domuzlarla insanları ayırt edememesiyle birlikte hayvan çiftliğinde hayvanların son durumu, kendi geleceğimiz hakkında büyük bir ipucu vermektedir!

Kitaptaki karakterlerin bolluğu ve tam olarak yerindeliği kitabı daha da özel kılmaktadır. Boxer adlı atın karakteri, Benjamin adlı eşeğin tutumu... Hepsi harika! Mükemmel ötesi! Kitap aynı zamanda Friedrich Karl Waechter illüstrasyonlarıyla bezenmiş durumda. Ancak iki sayfaya yayılan çizimler cild sırtı yüzünden kesilebiliyor. Bu da enlemesine basılsa daha iyi olmaz mıydı sorusunu uyandırıyor. Ancak bu kitabın mükemmeliğine leke sürmüyor.

George Orwell bir klasiğe imza atmıştır! Bendeki kitap Can Yayınları'ndan Celâl Üster'in harika çevirisiyle ve sunuşuyla Şubat 2014 tarihli 37. baskısıdır. Can Yayınları'nın kapak tasarım değişikliği de Hayvan Çiftliği için çok güzel olmuş.

Kitap:
Can Yayınları
İdefix.com
Kitapyurdu.com
Dr.com.tr

27 Mart 2014 Perşembe

Sherlock Holmes Kızıl Dosya

0 yorum
Arthur Conan Doyle eseri. Sherlock Holmes ile Dr. Watson'ın tanıştığı, ilk defa birbirlerini gördükleri kitap. Martı Yayınları Sherlock Holmes'ün beş kitaplık bir edisyonunu yayımlamıştı. Bu setten sonra şimdi dört kitaplık ikinci bir set çıkartıyor. Bu kitap aynı zamanda setin de ilk kitabı. Martı Yayınları'nın üst başlık kullanmasına pek de anlam veremedim. Sır Perdesi Aralanıyor yazmak yerine sadece Kızıl Dosya yazsalardı, Sherlockseverler için çok daha güzel olacağı kanaatindeyim. Ayrıca Martı Yayınları'nın sitesinde kitap açıklaması olarak İngilizce yazmış olmaları da tuhafıma gitti.

İkinci kitap:
Sherlock Holmes Dörtlerin İmzası

Bu kitapta en çok sevdiğim kısım Dr. Watson'ın Sherlock Holmes'ü tanımaya çalışması kısmı olmuştur. Aynı zamanda Sherlock'un bilgisinin sınırlarını çıkarttığı liste benim için ayrıca eğlenceli olmuştur. Kitabının kapağının rengiyle isminin birlekteliği göze çarpıyor.

Sherlock Holmes bu davasında, başka kıtalardan taşınmış bir sorun üzerine eğiliyor. Enoch Drebber, ıssız olması gereken bir evde ölü olarak bulunur. Duvara "Rache" (intikam) yazılmıştır. Sherlock Holmes ve Dr. Watson ilk defa birlikte bir davanın peşine düşmüşlerdir. Drebber'in ölümünün ardında bir örgüt mü vardır?
Sherlock Holmes - Bilgisinin Sınırları
1. Edebiyat Bilgisi : Sıfır
2. Felsefe : Sıfır
3. Gökbilim :  Sıfır
4. Siyaset : Az
5. Bitkibilim : Değişken
Daha çok Belladona, afyon ve zehirler üzerine
6. Yerbilim : Elverişli ama sınırlı. Bir bakışta toprak çeşitlerini ayırt edebiliyor. Bir yürüyüşten sonra pantolonundaki çamur lekelerine bakmış ve hangi lekenin Londra'nın hangi bölgesinden olduğunu saymıştı.
7. Kimya : Derin bilgi.
8. Anatomi : Çok ama düzenli değil.
9. Olay derleme eserleri : Çok geniş bilgi. Yüzyıl içindeki bütün korkunç olayların her ayrıntısını biliyor.
10. İyi keman çalıyor.
11. Uzman bir eskrimci, boksör ve kılıç kullanıcısı.
12. İngiliz Kanunları konusunda elverişli bilgisi var.
İlk başta verilen yazılanların zamanla yetersiz kaldığını ve Sherlock Holmes'ün bilgi dağarcığının genişlediği görülebiliyor. Örneğin; ilk etapta aklıma gelen, Bitkibilim adına Sherlock Holmes, tütün ve tütün küllerini konusunda uzmandır.

Sherlock Holmes ve Dr. Watson, hayatım boyunca sıkılmadan defalarca okuyacağım iki kişi!

Bendeki kitap Martı Yayınları'ndan Sakıp Murat Yalçın çevirisiyle, Şubat 2013 tarihli ilk baskısı.

Martı Yayınları
İdefix.com
Kitapyurdu.com
Dr.com.tr

Deli Kadın Hikayeleri

0 yorum
 Dün, kütüphanede dolaşırken gördüm bu kitabı. Adı daha önce geçmişti lakin beklemedeydi. Beklememesi, beklenmemesi gereken bir kitap! Mutlaka kütüphanemde olması gereken bir kitabı nasıl da gözden kaçırmıştım bilmiyorum!

Mükemmel ötesi bir kitap! Ancak hemen belirtmeliyim, bazı insanların rahatsız olacağı bir içeriğe sahip. Adına yakışır şekilde! Çok sevdim kitabı.

Mine Söğüt, öykülerinde -yaşlı kadın, genç kadın, çocuk, kadın; deli kadın, akıllı kadın- kadınlar başkahraman! Öyle ki kadına yaklaşımı harika sembollerle ve muhteşem ötesi bir üslupla aktarmış! Elden düşmeyen kitapta her an, toplumun herhangi bir yerindeki bir kadını görebilirsiniz! Toplumun kendisini, kadının kendisini, çocuklarını, aşklarını, yaşamlarını, özlemlerini, hayatı... Uzun hayatı, kısa hayatı, intiharla biteni, cinayete kurban gideni, katil olanı, öleni, yaşayanı, yaşadığını sananı... Hepsi! Harika bir kitap!

Kitabı elime alırken içinden resimlerin çıkacağını hiç beklemiyordum! Bahadır Baruter imzalı resimler öyküleri bambaşka bir zamana ve mekana taşıyor!

Ayakları yere basan fantastik bir dünya içinde yaşayanlara porselen fincanda bir çay... Her şeyle dolu bu dünya, doğuruyor!

Mine Söğüt, harika bir şahesere imza atmış! Bahadır Baruter, mükemmel resimler sunmuş! Bir aile harika bir evlat vermişler!
İçindekiler:
Annemin O Harikulade Saçları
Beni Öldürmek İsteyen Muhteşem Hayat
Kürt Kediler Çingene Kelebekler
Hatmi Çayı
İçinde Ateşe Yakın Bir Şey Olan Kadın
İyi Geceler Ölü Kediler
Maharetli Pembe El
Kendi Hayatlarımızı Yaşamak Varken
Madam Arthur Bey
Naz Neden Derine Gömmemiş Kediyi?
Pencereler Kelebek Delileri Sever
Sinekler Sevişirken
Vakvak Ağacı
Veda Töreni
Vicdansız Bir Memlekette Öldüm Ben
Yılan
Ağacı Kayıp Parkta
Balon
Aşkı Hikaye Yapan İmkansızlık Değil midir Anneanne?
Parmaksız Yakup
Kendimi Neden Bu Şehirde Öldürdüm?
Hepsi birbirinden güzel hikayeler! Parmaksız Yakup başkahramanı erkek olan tek hikaye. Ayrıca her öyküden önce bir şiir var ki onlar da ayrıca güzel!

Beni Öldürmek İsteyen Muhteşem Hayat'tan önceki şiir:
Kasıklarımda mağara gibi büyük bir yara.
Doğurmakla öldürmek arasında uzun ince bir ip.
Delirmekle yemek pişirmek arasında kısa kalın bir kalas.
Gidip geliyorum.
Gidip geliyorum.
Her adımda b-i-r ş-e-y eziyorum.
Şimdi o şeyi üzerine kusacağım.
Şimdi o şeyle gözlerini oyacağım.
Şimdi bak... iyi bak... ben o şey olacağım. (sayfa 18)
Muhteşem bir kitap!
Kendini öldürmeden önce küçük bir veda töreni düzenledi. Bir başına, yapayalnız ama gösterişli bir tören. Önce küçük tuvaletteki alaturka helanın taharet musluğunu açtı. (sayfa 117 - Veda Töreni öyküsünden)
 Kitabın ilk baskısı Ekim 2011'de Yapı Kredi Yayınları'ndan. Üçüncü baskı Ocak 2012 tarihli. Bendeki kitap Kocaeli Üniversitesi Merkez Kütüphanesi'ne ait. Ancak hemen kendime de bir tane edineceğim! Bu kitap mutlaka kütüphanemde bulunmalı! Ve bu kitap benim için bir Türk Klasiği olmuştur!
 Kitap:
Yapı Kredi Yayınları
İdefix.com
Kitapyurdu.com
Dr.com.tr

26 Mart 2014 Çarşamba

Mesken Fanzin Sayı 1

0 yorum

Fanzinin nerede karşınıza çıkacağı belli olmaz. Mesken Fanzin de bir anda karşıma ilk sayılarıyla karşıma çıktı. Aralık 2013'te basmışlar Erdinç Top ve Okan Akbulut. İki kişi, çok da güzel bir sayı basmışlar! Kişilikli bir fanzin olmuş! Kapakları hep Türk Filmleri'nden ölümsüz karelerle bezeli! Diğer sayılarına daha ulaşamadım. Bunun dışında dikkatimi çeken "mektuplaşma ya da çay adresi" vermeleri oldu.
erdinç -ulan artık çıkaralım bi şeyler bi meşgale olsun hem bakarsın güzel olur.
okan - artık başlayalım
Meskeni kağıt kalem olanlara...
İçindekiler
John Fante
Çığır
o
günlerden pazar
ve sen kuş olur
sesler
anonim
ve şiir
meyal
mhk
sanatı sanatçılardan kurtarın
Falconetti başlığıyla geliyor mottolar dizisi. Sonrasında Okan'ın şiiri Çığır;
şehrin doğuşunu izler gibi
izledik devrimi
dizeleriyle başlıyor.

Erdinç'in O şiiri;
gece olunca şiir okurdu.
ışığın ve efkarın elverdiği sürece.
dizeleriyle başlıyor.

Okan'ın Günlerden Pazar öyküsü bir pazar gününü anlatıyor.
takvim yine pazar gününü gösteriyordu. yine sıkıntılı bir gün olacak diye içinden geçirdi. pazar günlerini hiç sevmezdi.
Erdinç'in Ve Sen Kuş Olur şiiri;
ah bir çırpınmaydı belki ömür
uğruna insanlar şiir yazardı
dizeleriyle başlıyor.

Okan'ın Sesler şiiri;
sesler geliyordu uzaktan
uzaktan geliyordu sesler
dizeleriyle başlıyor.

10 ve 11. sayfalarda Yusuf Atılgan'ın eserlerinden alıntılara yer vermişler. 10. sayfada Aylak Adam'dan 11. sayfada Anayurt Oteli'nden...

Sonrasında Erdinç'in Anonim şiiri;
-elbette anonimdir musluğun damlaması.
dizesiyle başlıyor.

Okan'ın Ve Şiir şiiri;
kötülük sularında bulunmamışız biz
bu şehir bizim için ham
dizeleriyle başlıyor.

Erdinç'in Meyal manzum eseri;
eşrefpaşada gördüm onu, oniki yıl geçmişti aradan.
cümlesiyle başlıyor.

Okan'ın mhk şiiri;
parça parça olmuş bir kentin
bölük börcük sözcükleriyle sevdik
dizeleriyle başlıyor.

16 ve 17. sayfalarda Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ından alıntılara yer vermişler.

Son olarak Alexander Brener ile Barbara Schurz'un izmasını taşıyan Sanatı Sanatçılardan Kurtarın! metnini kısaltarak vermişler. Radikal teori karşısında sanatçılar.

Arkakapakta da Yusuf Atılgan...

Okan'la Erdinç'in eserleri beğenilir beğenilmez, o öznel bir durumdur, ancak ortaya çıkardıkları fanzin çok yerinde, gayet kişilikli olmuş! Ellerine sağlık.
twitter.com/MeskenFanzin
meskenfanzin@gmail.com


Alfabe Fanzin Sayı 10

0 yorum

Yeni sayı yine biraz erkenden geldi! Gayet de güzel oldu. Kapak, beklenilenin dışında geldi! İllüstrasyonlara alışmışken bir portre geldi. John Berger'in bir fotoğrafı. 
Ardıcı susturan sessizlik kadar
sabit ve sonsuz ölülerin nabzı...
Kapaklar bu sayıda Murad Adalı imzasını taşıyor. Çizimler Çiğdem Koç'un imzasıyla karşımızda! Arka içkapağı bize Yaşlı Bunak sunuyor.
Muhteviyatı:
Sunuş; Alfabe Kendine İçkin - Canset Er
Düzyazı; Kopuş Anı - Birce Altın
Şiir; Tanrı Buyruğu - Ufuk Aymaz
Şiir; Hakedilmiş Yalnızlıklar Söyleşisi - Burak Çıkırıkçı
Öykü; Ay Büyürken - Ece Çavuşlu
Şiir; Zor Nefes - Hakan Özalpuk
Düzyazı; Bilinen Bir Şey Vardı - Ahmet Aykut
Şiir; Korkuluk - Ömer Kaçar
Şiir; Bir Garip Orhan Veli Portresi - Sergen Yücel
Öykü; Harita - Anıl Alkan
Şiir; Toz/Tad - Beyzanur Avcı
Düzyazı; Sevinç Söz - Fırat Akova
Öykü; Haddinden Fazla Kırmızı - Umut Tugay Temel
Şiir; Renksizliğin Rengi - Mert Öztürk
Şiir; Kış Bitiği - Berk Çetin
Şiir; Uçsuz - Cemil Aydın
Şiir; Küskün Koku - Ertuğrul Tiryaki
Öykü; Milagros - Eyyüp Yıldırmış
Şiir; Denemeye Devam - Emre Gürkan Kanmaz
Şiir; Topla Bavulunu - Uğur Ufuk Çalışkan
Şiir; Günah - Doğuş Serçe
Oyun; Agamemnon - Rodrigo Garcia 
 Dolu dolu bir muhteviyat! Bu sayıda şiirler biraz daha önplanda gibi. Şiir sayısı niteliğinde bir sayı!

Canset Er'in sunuşuyla -Alfabe Kendine İçkin- yeni bir sayı başlıyor!
Duvarları aştığımızda ya da unuttuğumuzda bazı anlar yaşamanın hazzına erişiriz. Ne garip, öleceğini bilen tek varlıktır insan; tek derdi de bu anda kalmak olmalıydı. Oysaki içinde düşünce olmayan bitmek bilmez bir hayatta kalma yarışı içindeyiz. Genç kadın baştan bu yarışı reddetmiş gözüküyor. Doğruları ve yanlışları bizimkilerden farklı. 
Birce Altın Kopuş Anı'nda bir ayrılışı anlatıyor. Farklı bir kopuş bu...
Eğildim ve kulağına fısıldadım:
- “Kelebekler ancak bir kadın teninde ağlar ve zordur hoşça kalı yere düşürmeden söylemek. Hoşça kal.”
Ufuk Aymaz Tanrı Buyruğu şiirine;
Örnek veriyorum:
Bir dua ile bir cenazenin birlikte
Kaç gün yaşayabileceğini bilen biri
İntihar edebilir. 
kıtasıyla başlıyor.

Burak Çıkırıkçı Hakedilmiş Yalnızlıklar Söyleşisi şiirine;
başladığımız yerdeyiz,
ki yalnızlar hep biz der’ler.
dizeleriyle başlıyor.

Ece Çavuşoğlu Ay Büyürken'de gecenin bubi tuzaklarına karşı Asya'nın mücadelesini anlatıyor.
Şimdi bir ileri bir geri volta attığı yüklükten bozma bu odacık onun yirmi yedi buçuk yıllık sığınağıydı. Her noktasına yüz sürmüşlüğü, gözyaşı akıtmışlığı olduğundan çok gerekmedikçe asla kapı dışına adımını atmazdı. Dolunay ve eşik ecinnileri arasında sıkıştığını hissediyor, bebeği daha da sıkı bastırıyordu göğsüne. 
Hakan Özalpuk Zor Nefes şiirine;
O bıçağı saplandığı yerden çıkaramayacaksın evlat.
Daha annenin cesedi soğumadan
Kalbin zaten durmuş olacak 
dizeleriyle başlıyor.

Ahmet Aykut Bilinen Bir Şey Vardı şiirine;
1. İnsanların yoksulluklarıyla zenginleşen kentler kurulmuştu hiçbir mucizesi
ve kitabı olmayan/
Peygamberler tarafından. 
dizeleriyle başlıyor.

Ömer Kaçar Korkuluk şiirine;
Açıyorum bahçe kapısını, umut serpiştiriyorum toprağa.
Gök kargalarla sevişiyor, saat sabahı geçkin. 
dizeleriyle başlıyor.

Sergen Yücel Bir Garip Orhan Veli Portresi şiirine;
Akşam vakti sesi soluğu çıkmaz bir garip
Elinde makas ile kafiye kesiyor.
dizeleriyle başlıyor.

Anıl Alkan Harita'yı anlatıyor bize, insanlık bağlamında... Çiğdem Koç'un çizimi de eşlik ediyor öyküye.
Bir harita koymuştu önüne kısa bir süre önce, kendi çizdiği bir harita. Hiçbir detayını atlamamak için saatlerce seyrettiği, hiçbir kıvrımını kaçırmamak için dokunduğu bir harita. Yağışlı bölgelerini karanlık bıraktığı aydınlığına hiç ulaşamadığı… Belki de çizdiği gün yırtıp atması gereken ama her bir çizgisine ayrı bir anlam yüklediği o haritanın yağmurunda ıslanıyor, karanlığında kayboluyordu şimdi.
Beyzanur Avcı Toz/Tad şiirine;
Dudakları tozlanmıştı adamın
Gördüm yahu kendi gözlerimle gördüm 
dizeleriyle başlıyor.

Fırat Akova Sevinç Söz şiirine;
Yüzü çıkmış, dudakları dikilmemiş bir eskicide seni aradım. O
soyunuk yüzü ne zaman süzsem ayrımsardım; türediğimiz bir gün daha
vasiyetini temize çekiyordu . . . yarına.
dizeleriyle başlıyor.
Umut Tugay Temel Haddinden Fazla Kırmızı'da bir çocuğu anlatıyor 12-13 yaşlarında, Malatya'da. Çocuk büyüyor, kendini Kilyos yakınlarındaki bir kumsalda hatırlıyor, soğuk bekleme odasında, haddinden fazla kırmızılık içinde, bir elma şekeriyle.
Çuval gibi yere yığılırken telaşla beni tutmaya çalışan adamın siluetini saymazsak, o akşamdan görsel hafızama emanet, Japon bayrağından devşirilmiş kıpkırmızı dudaklar kaldı.
Mert Öztürk Renksizliğin Rengi şiirine;
Güzdüşmüş günlerin gölgesindeki sesler
uyutmuyor da avutmuyor da
dizeleriyle başlıyor.

Berk Çetin Kış Bitiği şiirini Ömer Kaçar'a ithaf etmekle birlikte şiire;
Senin hüznün iki başlı bir yumru
Biri denizin tam ortasında
Diğeri gözlerime doluyor
Bunun adına aşk denebilir
kıtasıyla başlıyor.

Cemil Aydın Uçsuz şiirine;
—Zamanı durduramayız belki uyuşturabiliriz.
Deneyimsiz bir çiçeğin ezilmemesiyse şans
Şansa bırakabiliriz martılar gibi ömür boyu-
dizeleriyle başlıyor.

Ertuğrul Tiryaki Küskün Koku şiirine;
Kokladım
kırık vazosuna küsmüş
ergen bir kır çiçeğinin
uçurumun kenarında verdiği
son kokusunu
dizeleriyle başlıyor.

Eyyüp Yıldırmış Milagros'ta kasabaya gelen bir adamın kaçışını anlatıyor. Öyküye Çiğdem Koç'un çizimi eşlik ediyor.
Kasabaya gitmek için bindiğim minibüste, “Bizim buralar çok güzeldir,” diyen bir ses duydum. Bana söylenmemiştir nasılsa deyip üstüme alınmadım. Elimdeki zarfa bakmayı sürdürdüm. “Sana söylüyorum hey!” dercesine koluma hafifçe biri dokundu.
Emre Gürkan Kanmaz Denemeye Devam şiirine;
Denemeye devam bir gökyüzü bulmaya 
Evde halı desenlerini sayan ağzı süt fabrikası çocuğuyla
Bir annenin elinden çay suyunun şakıdığı akşam vakitlerinde
Sıkıyönetimler çağını şiir gibi esnetmeye yarar bilesiniz
İnsan olmak fiilinin merkezkaç kuvvetini bulmayı denemek 
dizeleriyle başlıyor.

Uğur Ufuk Çalışkan Topla Bavulunu şiirine;
Yokluğun sınırları içinde
varlığını icat ettim,
kıyılarına yaşlı ellerin vurduğu;
geçmişinin içinde saygılar barındıran. 
dizeleriyla başlıyor.

Doğuş Serçe Günah şiirine;
Ben seni bir kere daha görebilmek için,
Bildiğim bütün günahları işledim.
dizeleriyle başlıyor.

Rodrigo Garcia'nın Agamemnon adlı oyunundan bir alıntıyla karşılaşmak, çok hoş bir sürpriz oldu! Alıntılanan metin için şöyle de bir açıklama var:
Bu metin, Yeni Metin Yeni Tiyatro 09 adlı kitaptan alınmıştır. Yeni Metin Yeni Tiyatro projesi, çağdaş tiyatro yazınına ve yeni oyun yazım biçimlerine odaklanan, uluslararası ve yenilikçi bir projedir.
 Yaşlı Bunak'ın imzasıyla arka içkapağa gelmişiz bile! Bir sayı daha bitti! Şimdiden yeni sayıyı ve sürprizleri bekliyorum! Neredeyse bir yaşını dolduracak Alfabe!
İmge Kitabevi
Alfabe Fanzin
twitter.com/alfabefanzin
facebook.com/alfabefanzin
alfabefanzin@gmail.com



Kuşatma 1453

1 yorum

Okay Tiryakioğlu kitabı. İstanbul'un Fethi'ni romanlaştıran bir eser. Kitapta dikkatimi çeken ilk nokta Fatih Sultan Mehmet'in kendisiyle konuşması oldu. Ancak kendisine "sen" ağızla konuşmasını biraz yadırgadım. Bazı cümlelerde "sen" ağız yerinde olmamış, istenilen anlam verilememiş. Düşünmeye "ben" ağız daha çok yakışırdı sanki. Bununla birlikte, bu düşünme durumları gemilerin karadan yürütülmesi konusuna değinmemiş. Sanırım Fatih'in bu olayı iyice gizlemeye çalışmasını yansıtmak adına böyle bir tutum sergilenmiş.

Sonunu bildiğimiz bir savaşın bir de romanını okumak gayet güzel. Bu tarz kitapların başka yazarlarca da yazılması taraftarıyım ve Timaş Yayınları bu konuda Okay Tiryakioğlu'nun  ve Hakan Kağan'ın eserlerini yayınlıyor. Umuyorum bu konuda yazan yazarların sayısı artacaktır.

Kitap macera kitabı tadında ilerliyor. Bu da onun için ayrı bir güzellik. Kitapta iki noktaya gelmeyi sabırsızlıkla bekledim. Bunlardan ilki gemilerin karadan yürütülmesi ve ikincisi Ulubatlı Hasan'ın nasıl meydana çıkacağı.

Fatih'in çadırıyla XI. Konstantin'in meclisi arasındaki ikili anlatım da (hatta üçlü bir anlatım var; Azaplar Ocağı'ndan bir grup asker de anlatılıyor) kitaba çok güzel bir hava vermiş.
-Bugün, artık pek çok şeyin bir anlamı yok eski dostum. Hayatlarımızın, düşlerimizin ve geçmişlerimizin; gelecek ise zaten bir masal. (sayfa 245)

Elden düşmeyecek şekilde kendini okutturan bir kitap böylece meydana gelmiş! Akışın kronolojik sırasını teyit etmedim. Bir başvuru kitabından ziyade bir roman olarak baktım.

Kitap Timaş Yayınları'ndan olup ilk baskısını Mayıs 2009'da yapmış. 10. baskısı ise Mart 2011 tarihli.
Timaş Yayınları
İdefix.com
Kitapyurdu.com
Dr.com.tr

24 Mart 2014 Pazartesi

Toprak Saha Fanzin Sayı 1

0 yorum

Fanzin dünyasına yepyeni, bir fanzin daha katılmış. Gayet de güzel gayet de şık ve bol gollü bir fanzin!

Toprak Saha Fanzin, ilk sayısının ikinci baskısını bile yapmış!
Yarım kalmış öfkemizle yazıyoruz. Atı olanlar Üsküdar'ı geçip kervan kurdular, biliyoruz! Biz hala Kadıköy vapurundayız bunu söylüyoruz.
Sayın abiler ve sayın ablalar: Başkaldırmaya değil kafa tutmaya geliyoruz. "Bir ah ile bu alemi viran ederim ben" diyen nefi'nin bir ah'ı niyetimiz.
Karavana Düşüş - Koray Işıldak
Ve Tabii Ki Fevkalade - Serkan İmre
Çük - Aytaç Ars
Ankara-İstanbul Treninde Hiç Gitmeyen: Ahmet Erhan
Bana Müsaade Beyler - Melike Koçak
Sevgilimin Bana Yaptığı Kek - Umut Taylan
Parmenides'in Derdi Neydi? - Yıldırım Doğan
Beyaz Adam - Faruk Aksu
Yalancı - Serhat Sarıçoban
'Fırtına'lı Muamma! - Beste Deveci
Kağıttaki Karabasan: Sevim Burak - Bengü Vahapoğlu İle Söyleşi
Lam Elif - Hakan Gezer
Urfa Çok Can Sıkıcı Olmaya Başladı - Erdi Sarışen
Lütfen Kışın İzleyin - Ekrem Akdoğan
Vesselam - Erdiven Vural
Arife'yi Tarif - Hatice Eroğlu Akdoğan
Francesca Woodman
Sylvia Plath'in Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi - Nilgün Marmara'dan Alıntılar
Ahval ve Şeriat - Zübeyir Topal

Dizgi ve tasarım Koray Işıldak'a ait olup, editörlüğü Serkan İmre üstlenmiş.

Koray Işıldak Karavana Düşüş'te bir ihtiyar ile Converse'li bir prensesi anlatıyor.
Adamın yaşı vardı, belliydi. Fakat oldukça dinç duruyor, yüzünden eksiltmediği gülümsemesi ve umut dolu olduğunu ikinci katın balkonundan fark edebildiğim gözleri ile öykündüğüm hüzünlere gark ediyordu beni.
Serkan İmre Ve Tabii Ki Fevkalade'de yalnızlığı anlatıyor!
Akrebin saatte bir yelkovanla sevişmesine tahammülü yok dünyanın. Zinayla doğmuştur hiperaktif kız çocuğu Saniye. Ve artık "vakit"in pornosu çekiliyordur duvardaki saatlerde.
Aytaç Ars Çük şiirine;
Hey Çağ! Bana bulaştırdığın zehre hayret et!
Penaltılara kaldım
dizeleriyle başlıyor.

Sonraki sayfada şair Ahmet Erhan'ın kısa bir biyografisi mevcut: Ankara-İstanbul Treninde Hiç Gitmeyen: Ahmet Erhan 

Melike Koçak Bana Müsaade Beyler'de başka  galaksilere götürüyor bizi.
Görüyorsunuz ya, kırk bin ışık yılı uzaktaki galaksilerde bile generaller ve sömürgeler var. Teleskoplarınızı bırakabilirsiniz.
Umut Taylan, Sevgilimin Bana Yaptığı Kek şiirine;
Bir odada herkes ağlamaya başlarsa özlediğim kadın
Başka bir şehrin gökyüzüne bakar 
dizeleriyle başlıyor.

Yıldırım Doğan Parmenides'in Derdi Neydi? sorusunu bizlere cevaplıyor. Parmenides'in okulunu bizlere anlatıyor.

Faruk Aksu Beyaz Adam şiirine;
Tarihi anlamaya çalışıyoruz yavrum, Yusuf kuyuda Sam Gemide.
Tarihi anlamaya çalışıyoruz yavrum, sanayi devriminden sonra sarışınlara
özeniyoruz. Tarih değişmiyor, güçsüz hep taklit etmede.
dizeleriyle başlıyor.

Serhat Sarıçoban Yalancı'da bir karınca ile bir kişioğlu arasında geçenleri bize anlatıyor.
Karınca sürüsünün başı olan olan karınca bir adım daha yaklaştı kişioğluna. Bu yaşlı sayılamayacak bir dinçliğe sahip bilgili ve deneyimli bir karıncaydı. Uzun sakallarının grileşen rengi yaşı hakkında bilgi veriyordu. Keskin bakışlarını kişioğluna çevirdi.
-Ne işin var buralarda yalancı, dedi.
Sonraki sayfada Okay Özkan'ın bir görsel çalışması mevcut.

Beste Deveci 'Fırtına'lı Muamma! yazısında John Fowles'ın Büyücü adlı eserini bizlere aktarıyor. Böylece okumam gerekenler arasında bir kitap daha katılmış oldu!

Kağıttaki Karabasan: Sevim Burak, Bengü Vahapoğlu İle Söyleşi bir sonraki sayfada yerini alıyor.
Günümüz öykücüleri yaşamıyla yazdıkları arasındaki böylesi bir bağa dikkat ediyor mu?
 Hakan Gezer Lam Elif'te lamelifi anlatıyor.
Ama korkmayın, ey kullar, her pisliği, söküp atabilen bir leke çıkarıcı mevcuttur. Benimki lamelif, peki ya sizinki?
Erdi Sarışen Urfa Çok Can Sıkıcı Olmaya Başladı diyerek söze giriyor. Şurası dikkatimi çekti:
İmla kurallarının artık nolur yok olmasını şiddetle beklerim. Zaten şiddetle tavsiye edilen tavsiyelerin şiddet karşıtı insanlarca reddedilmesini bittabii beklerim. 
Ekrem Akdoğan Lütfen kışın izleyin! dediği film Arabistanlı Lawrence. Bize o filmi anlatıyor.
Bir gün üç buçuk saatinizi ayırın da izleyin şu filmi. 
Erdiven Vural Kendim Gibi şiirine;
Ah benim adım, ağrım
Uzuvsuz kervanım
dizeleriyle başlıyor.

Hatice Eroğlu Akdoğan Arife'yi Tarif'te Arife Teyze'yi bize anlatıyor.
"Adam gel ki iki laf edelim. Arife deyişini seviyorum."
Sonraki sayfada Gökay Günindi'nin görsel çalışması mevcut!

Francesca Woodman on being an angel'da Woodman'ın fotoğrafları üzerine yazmış olan Gianni Romano'nun yazısını Melike Koçak çeviriyor.

Nilgün Marmara'nın Sylvia Plath'ın şairliğinin intiharı bağlamında analizi adlı tez çalışmasının sonuç bölümünden bir kısmı sunmuşlar ki kesinlikle okunmalı!

Son olarak Zübeyir Topal Ahval ve Şeriat şiirine;
Hayat seçim öncesi grafik dilimlerinde durduğu gibi durmuyor
657 memur daha kanun namına canına kıyıyor
dizeleriyle başlıyor!

Arka içkapakta Serdar Yılmaz'ın görsel çalışması bulunuyor.

Harika bir ilk sayı hazırlamışlar!

twitter.com/topraksahaf
facebook.com/topraksahaf
topraksahaf@gmail.com

Keşke Dergisi Sayı 4

1 yorum

Bir bahar günün en güzel etkinliklerinden biri kitapçıları dolaşmaktır. Neyin ne zaman karşınıza çıkacağı belli olmaz. Keşke Dergisi'yle böyle karşılaştım. İzmit'te satışı yok. İzmit'in insanlara olan tuhaf uzaklığı...

Bendeki Mart - Nisan 2014 sayıları.

İki aylık düşünce ve edebiyat dergisi, dördüncü sayılarına denk geldiğime göre 8 ay öncesine uzanıyor ilk sayıları. Bu sayının kapağını beğendim. Derginin künyesi için tıklayınız. Bildirileri için tıklayınız.

İçindekiler
Keşkenin Esrarı - Serhat Uzman
Siyah Sekiz - Münir Ersan Tuna
Mart1 - Cihan Deniz
Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi - Emin Hekimoğlu
K'ayıp - A. Nur Mergen
gölgedeki gizli öz'Ne - Memet Çınar Devrim
Gözler - İzzet Gökçe
Seyyare Düşleri - Oğuzhan Gülcemal
Mektup - Ahmed Münib
Tozlu Satırlar: Kemal Tahir - M. Fatih Cinoğlu
Kirpikleri Bir Ömrü Saklıyor - Engin Hamamcı
Beş Yaş - Uğuz Ünal Gençtürk
Yabana Kalmışlık - Ercan Dansuk
Yâd - Seda Ketum
Şehir ve Biz - Nurullah Deveci
İşsizlik Lobisi - Elif Sude
Serhat Uzman'ın Keşkenin Esrarı'yla bu sayı aralanıyor.
Cebren ve hile ile, keşkeyi gebe bıraktım bir belkiye.
Keşke Dergisi'ni anlatmış bize. Keşkelerle, belkilerle. Lakin
Evet, pişmanız bu dergiyi çıkardığımıza. Ama pişmanlıkta bizdendir. 
İşte burada dahi anlamındaki de gözden kaçmış. İki aylık bir dergi olunca, ister istemez takıldım buna. Serhat Uzman simgesel bir üslup kullanmış yazısı için. "Acaba," dedim, "pişmanlık anında, zamanında dergiyi sahiplenmeyi mi kastediyor."
Sahi, neydi keşke..?
Münir Ersan Tuna, siyah sekiz şiirine;
nasıl da yanarım bilsen
tebessümünün en güzel anında 
 dizeleriyle başlıyor.

Cihan Deniz Mart1 şiirine
gökyüzüne ekmek attım
bir martı kaptı
dizeleriyle başlıyor.

Emin Hekimoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi'ni bizlere anlatıyor.
Kütüphane, her gün binlerce kişinin ziyaret ettiği Gülhane Parkı'nın içerisinde olmasına rağmen ziyaretçi sayısı çok az, hakiki okuyucu sayısı çok çok az. 
A. Nur Mergen, K'ayıp şiirine;
...
Bazen şüphelerim artıyor
korkuyorum. 
dizeleriyle başlıyor.

Memet Çınar Devrim gölgedeki gizli öz'Ne şiirine;
Yalnız değilsin
Çünkü ben varım 
dizeleriyle başlıyor.

İzzet Gökçe, gözler şiirine;
gözlerim gözlerini arıyor köşe bucak
gizli kapaklı bazen, bazen aleni
dizeleriyle başlıyor.

Oğuzhan Gülcemal Seyyare Düşleri'nde bize bir hurdacı, bir martı ve bir deniz sunuyor. Paslı düşler arasında bir zamandan kesit sunuyor.
Adam ve martı uzun uzun birbirlerini süzdüler. İkisi de yalnız, ikisi de avare...

Ahmed Münib Mektup'ta bize bir mektubun okunma anını anlatıyor. Geçmişten gelen, kalan bir mektup...
Çok zaman önceydi diye düşündü, bir sigara yakarak.
M. Fatih Cinoğlu, Tozlu Satırlar Kemal Tahir: II. Hace-i Evvel'de Kemal Tahir'i anlatıyor.

Engin Hamamcı Kirpiklerin Bir Ömrü Saklıyor şiirine;
kirpiklerin bir ömrü saklıyor
omzun puhu kuşları
dizeleriyle başlıyor.

Uğur Ünal Gençtürk Beş Yaş şiirine;
Yaş beş, başladı oyun
Çamurdan bilyeler oldu ilk oyuncaklarım 
dizeleriyle başlıyor.

Ercan Dansuk, Yabana Kalmışlık: Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban'ı Üzerine Düşünceler'de bahsi geçen eserin incelemesini sunuyor.

Seda Ketum eksikliği sunuyor...
-gözlerini kapattığında nerdesin?
+kaplumbağa kabuğu
Nurullah Deveci, Şehir ve Biz şiirine;
şehrin iki yakasında,
dünden kalan ayak izlerinde... 
dizeleriyle başlıyor.

Serhat Yusuf Koşal Keman Yarası şiirine;
kemanın tam ortasında duran yara
şarkılarımıza acı
dizeleriyle başlıyor.

Elif Sude bize İşsizlik Lobisi'nden gizli bilgiler sunuyor.
Ev beni sevmiyor. Ne yalan söyleyeyim ben de onu sevmiyorum. Aramız uzun süredir limoni. yatağında uyuyorum ama konuşmuyoruz. Ben onu her gece sarıldığım yastıkla aldatıyorum. O da bana rahat vermiyor, yatağın altına bir kara büyü koyduğundan şüpheleniyorum. Ahdim olsun boşayacağım bu evi. Daha güzeli, daha cilvelisini alacağım.
İçindekiler böylece bitmiş oluyor. İki ay sonra belki onları İzmit'te de görürüz!


İnternet sitesi: http://www.keskedergisi.com/
Twitter'da: https://twitter.com/keskedergisi
Facebook'ta: https://www.facebook.com/keskedergisi

Son Uçuş

0 yorum

Nelson Demille ile tanıştığım kitap oldu. 1996'da TWA 800 Nivyork - Paris uçuşunu gerçekleştirmek üzere JFK havaalanından kalkan uçak bir süre sonra havada infilak eder. Bu gerçek olaydan esinlenerek Son Uçuş kitabını yazan Nelson Demille için dikkat çekici nokta ABD ordusundan emeklidir. Politika üzerine de eğitim almıştır.

Kitap içindeki Amerikan milliyetçiliğini rahatlıkla görmek mümkün. Bunun yanısıra Amerikalıların terör paranoyası ve Arap terörist algısını da rahatlıkla görmek mümkün.

Uçak kazasından  yıl sonra eski polis yeni sivil ajan(?) John Corey'nin eşi Kate Mayfield 1996'daki araştırmanın bir parçası olmuştur. Resmi açıklamalar uçağın yakıt tankının patlayarak düştüğü yönündedir. Ancak görgü tanıkları yakıt tankının teknik bir arıza sonucu patlamış olamayacağını, patlama öncesi uçağa doğru yükselen bir ışık ve duman gördüklerini söylemektedirler. Kate Mayfield araştırma esnasında kaza anının anbean kaydedildiği düşünülen bir video kasetten haberdar olur. Ancak bunu araştırmaya gücü yetmez. John Corey ile birlikte beşinci yıl anmalarında giderler ve dönüşte olayı John Corey'e anlatır. Corey de bu olayı araştırmaya başlar. Bu noktada kitabın ilk bölümü bu video kaseti çekenleri kapsamaktadır.

TWA 800 üzerine bir çok belgesel çekilmiş ve 2013 yapımı bir filmi de bulunuyor: http://www.imdb.com/title/tt3040528/

Kitapta kaza için iki grup insan var. Bir tanesi "füze yüzünden düştü" diyenler ve diğeri "bu bir kazaydı" diyenler var. John Corey ikisine de inanmadığını sadece gerçeğin peşinde olduğunu söylemektedir. Füze için de iki ihtimal sunuluyor. Arkadaş ateşi (ABD ordusu o bölge yakınlarında tatbikat yapıyordu) veya terör saldırısı. Diğer gruptakiler ise "füzenin kendisi veya arkada bıraktığı izler yoksa füze nasıl var" savını öne sürmektedirler. Füzenin kendisi yoksa bu füze kinetik bir füzedir, delip geçmiştir savıyla tartışma alevleniyor.

Güzel argümanların çarpışması ve John Corey'nin azmi eğlenceli bir roman ortaya sunuyor. Ancak bu kitaba bir kaynak kitabı gözüyle bakmak kesinlikle yanlış! Örneğin uçağın ses kayıtlarından kitapta hiç bahsedilmemektedir. Gerçek bir olaydan yola çıkılarak kurgulanmış bir polisiye macera kitabı o kadar. Ayrıca TWA 800'ün teknik bir arıza sonucu infilak etmesi defalarca kanıtlanmış bir gerçek.

Kitabın sonu da ayrıca tuhaf.

Nelson Demille, güzel bir polisiye-maceraya imza atmış. TWA 800 daha bir çok kitaba ve filme konu olmuştur da bilmiyoruzdur...

Bendeki kitap Altın Kitaplar'dan Suzan Cenani Alioğlu çevirisiyle Mart 2006 tarihli ilk baskısı.

Kitap:
Altın Kitaplar
İdefix.com
Kitapyurdu.com
Dr.com.tr


17 Mart 2014 Pazartesi

Tatsız Bir Olay

0 yorum
 Dostoyevski'nin uzun öyküsü. Stepan Nikiforoviç Nikiforov, memurluk hayatı boyunca almak istediği evi almıştır. Bunu kutlamak adına da alışkanlığı olmayan bir doğumgünü yemeği vermiştir ve iki arkadaşını davet etmiştir. Semyon İvanoviç Şipulenko ile İvan İlyiç Pralinskiy bu yemekte birçok konudan konuşmuşlardır. İvan İlyiç, memuriyetinde generalliğe yükselmiş yenilikçi ve insancıllık savunan bir adamdır. Yemek sonunda evden ayrılırlar ancak, İvan İlyiç'in arabacısı gelmemiştir ve bunun üzerine İvan İlyiç, yürümeye karar verir. Yürürken kendi mahiyetinde çalışan bir memurun -Pseldonimov- düğününe denk gelir. İnsancıllık üzerine tartıştığı ve durumu kabul ettiremediği Semyon İvanoviç'e durumu ispatlamak için bu memurun düğününe katılmaya karar verir. Ancak işler hiç de hayal ettiği gibi olmayacaktır. Çözümlemelerin netliği de bir o kadar etkileyicidir!

İnsanlar coğrafya değiştirse de, zaman değiştirse de düşünme şekillerini pek de değiştirmediğinin bir başka göstergesidir bu kitap!

Dostoyevski, Rus halk sınıfları arasındaki uçurumu uzun bir öyküyle gözler önüne sermiştir. İvan İlyiç'in hayalleri düşünceleri ile Pseldonimov'un düştüğü durumu ayrı ayrı okuyup o gece o sokakta gerçekleşen olaylar çok başka olmuştur... Dostoyevski okumak her zaman büyük bir zevktir!
Oraya buraya baktılar; araba meydanda yoktu. Zaten Stepan Nikiforoviç'in adamı oralarda araba filan görmemişti. Semyon İvanoviç'in arabacası Varlam'a sordular. O, Trifon'un, arabayla birlikte, daha az önce burada durduğunu, ayrılalı çok olmadığını söyledi.
Bay Şipulenko,
"Tatsız bir olay," diye söylendi. 
Bu kitap okunması gereken kitaplardan! Bir pazar günü, bir kahveyle beraber bitiveren bir kitap.

Bendeki kitap Can Yayınları'ndan Rusça aslından tercüme eden Nihal Yalaza Taluy çevirisiyle 2005 yılındaki ilk baskısıdır.

Kitap:
Can Yayınları
İdefix.com
Kitapyurdu.com
Dr.com.tr

15 Mart 2014 Cumartesi

Kitap Hırsızı

0 yorum

Markus Zusak'ın muhteşem kitabı! Olayları Azrail'in gözünden okuyacaksınız! Hitler Almanyası, bir kitap hırsızı, bir Yahudi ve Himmel -Cennet- Sokağı, Molching Kasabası.

Liesel Meminger, evletlık verilir. Rosa ve Hans Hubermann yeni ailesidir! Bu aileye gelirken yolda erkek kardeşini de kaybeder. Yeni evinde Liesel Meminger hayata tutunmaya çalışır! Rudy Steiner ise Liesel'e bu hayata tutunmasına yardım eder.

Markus Zusak'ın üslubu, anlatıcı olarak Azrail için mükemmel olmuş! Hitler dönemini Azrail'den daha iyi anlatabilecek kim var ki? Mükemmel kurgusu içinde kaçınılmaz sona ilerliyoruz. Kitabın içiniz sızlayacak...

Liesel'e Kitap Hırsızı adını veren Rudy Steiner, Liesel'le yaşıt ve Hitler döneminde çocuklar...

Liesel, Himmel Sokağı'na gelirken, yolda kardeşini gömen mezarcılardan biri, el kitabını düşürmüştür ve Liesel bu kitabı alır ve ilk çaldığı kitap bu olmuştur. Okumasa da kitabın varlığı, anılarına tutunmasını sağlar. Liesel, kabuslarından uyandığı bir gece, Hans Hubermann kitabı bulur. Böylece birlikte okuma maceraları başlar.

Kelimeler arasında, kızıl hava altında bir yaşam masumiyeti...

Defalarca okunacak bir kitap! Kitap mutlaka okunması gereken harika bir kitap. Karakterlerin güzel işlenişi, üslubun ve kurgunun mükemmel bir şekilde birbiriyle örtüşmesi ve mükemmel bir hikaye!

Kitabın sinema uyarlaması da çekildi: IMDB

Bendeki kitap Martı Yayınları'ndan Selim Yeniçeri çevirisiyle Aralık 2012 tarihli ilk baskısı.

Kitap:
Martı Yayınları
İdefix.com
Kitapyurdu.com
Dr.com.tr


8 Mart 2014 Cumartesi

Arsen Lüpen Bütün Maceraları-2 Kristal Tıpa

0 yorum

Güncel Yayıncılık'tan Arsen Lüpen serisinin 2. kitabı.
İlk kitap: Arsen Lüpen - 813
Üçüncü kitap: Arsen Lüpen Herlock Sholmes'e Karşı

Maurice Leblanc'un Arsen Lüpen'i, bu kitapta bir şantajcıyla karşı karşıya gelir. Farkında olmadan olayın içine çekilen Arsen Lüpen, hem çalışanlarını hem de şanını kaybetmek tehlikesiyle de mücadele etmek zorundadır. Şantajcının da konusunda uzman olması ve kıvrak manevralarda bulunması Arsen Lüpen ile şantajcı arasındaki çatışmanın çok zevkli olmasını sağlıyor.

Kristal Tıpa'nın ne anlama geldiğini bulmak da Arsen Lüpen için ayrı bir zorluk teşkil eder. Talihi pek yaver gitmediği için hep bir adım geride kalır.

Bu kitapta çevirmen Saffet Günersel'in de bir önsözü bulanmaktadır. Bu önsözü de okumak ayrıca keyifliydi. Zira Saffet Günersel dedektif öyküleri derlemelerinden anlaşılacağı üzere bu türü çok sevmektedir. Bu önsözle de Sherlock Holmes - Arsen Lüpen çekişmesinde Arsen Lüpen tarafının ağır bastığı görülmektedir. Bu çekişme ve izleri yıllarca eskimeyecek ve hep gülümsetecek.

Bu kitapta ilk kitabın o ağır haraket durumu yok. Kitaba başladıktan sonra birden bire kendinizi olay örgüsünün içinde buluyorsunuz. Arsen Lüpen talihsizlikle mücadele ederken sonra ne olacak, bu işin içinden nasıl sıyrılacak diye merak etmemek elde değil!

Bu kitabın benim için ayrıca tuhaflığı piyasa çok zor bulunması. Bu kitabı ararken internette bir çok adını bilmediğim siteye gittim. Güvenemediğim için o sitelerden uzak durdum. Sahaflarda bile bulamadım. Zira Nadir Kitap'ta tek bir nüsha var... Neyse ki kitabı, kendi kitapçımda buldum! Bu kitap, bulunması açısından ayrıca eğlenceli. Define avına gerçekten değiyor!

Bendeki kitap, Güncel Yayıncılık'tan Saffet Günersel çevirisiyle Aralık 2003 tarihli baskısı.

Kitap:
Nadirkitap.com
İdefix.com
Kitapyurdu.com

5 Mart 2014 Çarşamba

Zaman Çarkı

0 yorum

Bir insan ölümsüz olsa? İşte bu soruyla başlıyor kitap. Elise, yaşlanmayan bir kişi. XIV. Louis döneminde doğan bir kişi. Kendisindeki farklılığı kocası öldükten ve yardımcıları yaşlanırken kendisi yaşlanmayınca fark ediyor. Olay örgüsü, Ken Grimwood tarzı şekillenmeye başlıyor.

Ken Grimwood'un Kayboluş kitabınından sonra okuduğum ikinci kitabı. Okuduğum iki kitapta da Ken Grimwood zaman konusu üzerine eğiliyor. Bu, onun için bir korku öğesi olabileceği gibi zaman paradokslarının veya anomalilerinin zihin oyunu da olabilir. Hangisi olursa olsun, ölüm ve zaman konusunu iç içe işliyor. Zaman Çarkı'nda Elise zihninin buna nasıl dayandığına dair küçük ipuçları bulunsa da tahliller mevcut değil. Bu da benim için bir eksiklik oldu. 300 yıl yaşayan bir insan zihni nasıl olur? Anılarının mevcudiyeti karşısında zihni konusunda ipuçları var ama yeterli değil. Bir insan istediği her şeyi yapacak kadar uzun yaşasa, insan ölmek ister mi, sorusu için de ufak cevaplar var. Bunun yanı sıra böyle bir gerçeklik dünya tarafından öğrenilse ne olurdu konusu üzerine konu tartışılmış.

Elise kendisinde ne olduğunu anlamaya çalışırken, insanlardan kaçarken zaman da geçmiş, teknoloji ilerlemiştir. Yaşlanma üzerine çalışan Dr. Goldman'a danışır ve onların deneylerine dahil olur. Böylece Goldman, gerçeği keşfedecektir.

Zamanla ve mekanla dolu bir Ken Grimwood romanı. Aksiyon içinde, Elise bizlere tarihten kesitler de sunuyor.

Dr. Goldman'ın arkadaşı olan bir psikolog'un Dr. Goldman'ın "ya ölümsüzlüğü bulduğumu söylediğim bir kitap yazarsam ne olur" sorusuna verdiği cevap da ayrıca ilginçtir.

Bendeki kitap, Ender Nail çevirisiyle Koridor Yayıncılık'tan 2012 tarihli baskısıdır.

Kitap:
Koridor Yayıncılık
İdefix.com
Kitapyurdu.com


3 Mart 2014 Pazartesi

Fahrenheit 451

0 yorum

Ray Bradbury eseri. Mutlaka okunması gereken kitaplardan. Kütüphanenin demirbaşlarından.

Guy Montag bir itfaiyecidir. Lakin görevi söndürmek değil yakmaktır! Toplumun yavaş yavaş kitapları dışlaması sonucunda devletin işe el koyarak görevlendirdiği itfaiye, tüm kitapları yakar! Bir zamanlar itfaiyenin yangınları söndürdüğü gerçeği ise sadece bir efsane haline dönmüştür.

Guy Montag, komşusu 17 yaşındaki Clarisse McClellan ile sohbet etmeye başlar. Bu genç kız farklıdır.
"Bahse girerim ki senin bilmediğin bir şeyi daha ben biliyorum. Sabahları çimenlerin üzerinde çiy tanecikleri olur."
Montag birden bunu bilip bilmediğini anımsayamayınca huzursuz oldu. (sayfa 31)
Bu farklılığı -insanlığı- Guy Montag'ı da etkilemeye başlar. Kendine bile itiraf edemediği gerçeklerle yüzleşmeye doğru adım adım ilerler.

Ray Bradbury oluşturduğu dünya ile çok ilginç bir "gerçekliğe" bizleri götürüyor. Duvar boyutunda televizyonlar insanları mutlu etmekle görevlidir. İnsan mutlu olmak için varsa, kafa karıştırıcı kitaplara neden ihtiyaç duysun ki? Kitapların dışlanması böyle başlıyor. Diğer ilginç nokta ise televizyonun "aile" olarak adlandırılmasıdır. Bu kitap ilk baskısı 1953 tarihindedir! 61 sene öncesi demek! 61 sene öncesinden günümüze uzanan bu eseri bir distopyadan "çağdaş edebiyat" sınıfına almak hata sayılmaz. Kitabın ilerleyen sayfalarında bir şekilde kitap buludurmak cezasından -kitaplarını ve ikametgahlarını kaybederek- ülkenin derinliklerine kaçan bir gruptan bahsediliyor. Kitabı günümüzden ayıran tek şey bu olsa gerek, bizler kitaplarımızı kaybetmeden kaçabilmiş bir topluluğun temsilcileriyiz.
"Orada değildin, görmedin," dedi Montag. "Kitaplarda bir şeyler olmalıydı, hayal edemeyeceğimiz bir şeyler, kadının yanan evde kalmasını sağlayacak bir şeyler; orada bir şeyler olmalı. Bir hiç için kalmazsın."
"Kadın enayiymiş." (sayfa 85)
Kitabı okurken bolca düşündüğüm konulardan biri de bu "kitap savaşları" olmuştu. Böyle bir savaş durumunda olabilecekleri tahayyül etmek tuhaftı. Zira kaçan grupta üniversite hocaları vardı ve bu insanlar öğrenci bulamadıkları için üniversiteler kapanmıştı. Toplumun, kendiliğinden kitaplardan uzaklaşır mı sorusunun doğal cevabının hayır olmasını beklemek, günümüz gerçekliğiyle çelişmektedir. Beatty'nin anlattıklarıyla Fahrenheit 451 toplumu görülerek, günümüz toplumuyla karşılaştırmak sonucunda, Fahrenheit 451'e pek de uzak sayılmadığımız anlaşılır.
Hepimiz birbirimize benzemeliyiz. Hiç de, anayasanın dediği gibi, kimse eşit ve özgür doğmamıştır, herkes eşit yapılır. Her insan bir diğerinin sureti olunca herkes mutlu olur, ortada çekinilecek, korkulacak, herkesin kendisini yargılamasına yol açacak dağlar yok olur. (sayfa 95)
Onlara yarışmalar düzenle, en popüler şarkıların sözlerini, devletlerin başkentlerini veya Iowa'da geçen yıl ne kadar mısır yetiştirildiğini bilerek kazansınlar. Onları patlamalarına neden olmayacak bilgilerle doldur, öyle lanet olası 'olaylarla' tıka basa yap ki, kendilerini bilgileriyle gerçekten "zeki" hissetsinler. (sayfa 98-99) 
 Fahrenheit 451, kitap -imgesiyle değil, doğruca- ile birlikte geleceğin(?) toplumsal zihni bakımından bir kehanet romanıdır.

Bendeki kitap İthaki Yayınları'ndan Zerrin Kayalıoğlu ve Korkut Kayalıoğlu'nun birlikte çevirisiyle Eylül 2013 tarihli ikinci baskısıdır. Ayrıca Ray Bradbury'nin Şubat 1993'te yazdığı önsözü de içermektedir.

Kitap:
İthaki Yayınları
Kitapyurdu.com
İdefix.com
Dr.com.tr

Alfabe Fanzin Sayı 9

0 yorum

Bir sayı daha geldi!
Alfabe
dokuz aylık
bir gebe. (sayfa 4 - Ömer Kaçar-Kenarda Kalmışlara...)
 Çiğdem Koç'un imzasını taşıyan, yine muhteşem bir kapakla başlıyor yeni sayı. İlerleyen sayfalardaki çizimler de Çiğdem Koç imzasını taşımaktadır. Arka iç kapak Yaşlı Bunak imzasını taşımaktadır.

Muhteviyat:
Sunuş; Kenarda Kalmışlara... - Ömer Kaçar
Şiir; Rita'nın Şaşırtıcı Gözleri - Mehmet Şimşek
Öykü; Otlar ve Soluk - Fırat Akova
Şiir; 81 - Umut Tugay Temel
Öykü; Saniye - Kübra Kobya
Şiir; Unutmak Üzere - Canset Er
Öykü; Öğrenmek Yolculuğunun Sırları - Birce Altın
Şiir; Düşündereye Ağıt - Burak Çıkırıkçı
Öykü; İsimsiz İlişki - Kerem Şahintürk
Düzyazı; Kime Ne? - Tan Doğan
Şiir; Füg - Ömer Kaçar
Şiir; Nokta - Hakan Özalpuk
Şiir; Yalnızlık - Dilek Ayrıbaş
Öykü; Üç İğrenç Hikaye- Berat Doğan Özkabadayı
Deneme; Epilepsi - Uğur Ufuk Çalışkan
Şiir; Yüksek Mahkemeler Üçlemesi - Berk Çetin
Şiir; Havva Kanı - Ece Çavuşlu
Öykü; İsyan - Samet Yangın
Öykü; Cacık - M. Run
Öykü; İkram - Tuba Kır
Şiir; Yıllar Sonra Günaydın - Mert Öztürk
Şiir; Kısır - Ufuk Aymaz
Deneme; Zamanın Ta Kendisi - Ufuk Dönmez
Söyleşi; Işıl Ölmez İle Fanzin Dünyasına Bir Bakış - Samet Yangın

Ömer Kaçar'ın imzasıyla Kenarda Kalmışlara... sunuşuyla fanzin başlıyor.
Bana öyle geliyor ki anlatamadığımız bir yığın hikayemiz var. Biz -haykırarak tekrarladığınız yeni nesil!- ölmeyi bekleyen eski zaman fotoğraflarını birleştiriyoruz, bir nebze. Bu fotoğrafların pikselleri harflerden oluşuyor, sermayemiz alfabe. 
Rita'nın Şaşırtıcı Gözleri'ne Mehmet Şimşek dipnot düşmüş; Enver İbrahim'den esinle.
büyüdün rita, gözlerin de
gönlü sığ adamları bulandır
 Otla ve Soluk'ta Fırat Akova bir kişi anlatıyor, koşuyor...
Otlar, otlar, otlar... Aralarından sıyrılıyordu durmamacasına. Durmamacasına, bir koşuda alınıp verilen soluk dışında bir şeye tanık olmadı.
Olmadı. Soluk alıp verirken soluklaştı.
81'de Umut Tugay Temel:
Belki bir deniz kenarına, belki öksüz bir sardunyaya
Ama mutlaka gideceğim; 
Saniye'de Kübra Kobya, bir yazarı anlatıyor. Ondört romanı iki deneme kitabı olan bir yazarı anlatılıyor ve yazar daha girişte itiraf ediyor:
Kırk altı saat on dört dakika otuz beş, otuz altı, otuz yedi, otuz sekiz... Sayma, sayma artık! Saniyeleri sayma. Ben öldürdüm. Karımı ben öldürdüm. Aklım yerindeydi üstelik cinnet falan da geçirmiyordum. Böyle yazılmasın gazetelerde. Sakın böyle yazılmasın: "Cinnet geçiren romancımız, eşini ucunu kör bir bıçakla yonttuğu kalemiyle öldürdü." Yazılmasın. 
Unutmak Üzere'de Canset Er:
Cebimdeki hikâyeleri çıkarıyorum,
okumaya başlıyorum,
kelimelerin çoğunu bilmiyorum.
Tasvir edilen zaman, mekân ve kişiler
buradan çok uzakta olmalı,
            öylesine yabancılar;
            biz yabancılara.
Öğrenmek Yolculuğunun Sancıları'nda Birce Altın bize iki insan, bir şehir ve yasak aşkları anlatıyor.
Sakin bir şehirde ya da bir köyde yaşayanlar benim bu apansız mutluluğuma bir anlam veremeyebilirler ama caddelerde, sokaklarda park edilen arabalar yüzünden kaldırımda yürüyemeyenler, evden çıkarken kapılarını defalarca kilitleyenler, geceleri her türlü gürültüyü hırsıza yorup aniden yataktan fırlayanlar, iş çıkışında boş otobüse yetişme telaşında olanlar, metrobüs mücadelelerinde hep kaybetmeye mahkûm olanlar, her gün skandallarla çalkalanan okullarda okuyan ve çalışanlar, yaşlı ve zor yürüyen bir adamın çekilip size yol vermesinin ne demek olduğunu anlayabilirler. Bu demektir ki bu şehir bunca yüke rağmen durabilir ayakta, hâlâ insana inanılabilir, bağırıp çağırmadan konuşmayı, anlaşmayı başarabilir ve bu şehir bizim aşkımızı kabullenebilir.Bu demektir ki bu şehir bunca yüke rapmen durabilir ayakta ve bu şehir bizim aşkımızı da kabullenebilir. 
Düşündereye Ağıt'ta Burak Çıkırıkçı:
Aynı yokuşun sonunda bir ev.
Çok şişman bir kadının cılız sesli kocası
-ister istemez nasıl seviştiklerini merak ediyorsunuz-
Ayakkabısının altına koyduğu gazete kâğıdında
Tarihi çoktan geçmiş bir kaza haberi;
Yine uçurumları tutmuşlar,
İberya'da bir garda,
Şairlerin yazdığı bir gece tirenini devirmişler.
Siyah beyaz fotoğrafta,
Vurulmuş, kan kaybeden atlar gibi hüzünlü insanlar.
İsimsiz İlişki'de Kerem Şahintürk bize bir çift anlatıyor. Bazen aylarca birbirlerinden habersiz yaşayan bu iki insan, aynı evde bir araya geldiklerinde, hiçbir şey olmamış gibi, hayatlarına devam ediyorlar.
Bir de sana âşık olup olmadığımı düşünüyorum. Bunun için hiç dönmeme ihtimalini aklıma getiriyor ve duygularımı kelimelere dökmeye çalışıyorum. Bir insana âşık olup olmadığınızı ancak onu kaybettiğinizde anlarsınız.
Tan Doğan, Kime Ne? diye yazıyor. "çekip gitmiş/gidecek yazar ve şâirlere..." diye ithaf ediyor.
...Ve insan insanı kemirip yok etmiş; ne aş kalmış ne de aşk. Dünya da yokmuş gerçekte, gerçek de, düş de... 
Füg'te Ömer Kaçar, besteliyor:
Sırtımda yük,
sayfalarca kitaplar,
yüküm, sırtımdan ağır.
Çantamda küf kokan
ekmek kırıntıları. 
 Nokta'da Hakan Özalpuk:
Ummanda yol alıyorsun,
kayıkçı kör olsa kime ne!
Yalnızlık'ta Dilek Ayrıbaş:
şu soğuk şubat gecesinde
yalnızlığım tavana vurdu
ben dibe
Üç İğrenç Hikaye anlatıyor bize Berat Doğan Özkabadayı.
Arkasına döndü ve dedi ki: "Ulan Kız Kulesi, sen de az .rosbu değilmişsin!" 
Epilepsi'de Uğur Ufuk Çalışkan, toplum üzerine bir deneme yazıyor:
Esir alındığımız tiranlık. Toplum dediğimiz şey aslında bir karton yumurta, yani yığınların bir araya gelmesinden daha kötü ne olabilir ki? Ben-sen-biz-siz-onlar… Aslında olmayan bir bireycilik ve sahte bir empaticilik oyunundan başka bir şey değil. Hepimiz buna kendi içimizden birer lider seçerek katılır, daha sonra yönlendirilmeyi bekleriz. Aslında buna birlik ve bir olmak da denir.
Yüksek Mahkemeler Üçlemesi'nde Berk Çetin:
Herkes biraz az insan biraz fazla konuşkan
Meramıdır herkesin biraz daha az ölmek 
Havva Kanı'nda Ece Çavuşoğlu:
havanın elleri kesik, havvanın kanı akıyor
harman niyetine, tüm bildiklerini yakıp önüne
koyarsan belki, bir bardak demli çay eder 
İsyan'da ben varım. Alfabe Fanzin, dokuz sayı olmuş, dokuz ay demek... Zamanın bu hızı ardında birikmişleri görmek ayrıca güzel. Herkesin, kalemine, fırçasına sağlık!

Cacık'ta M. Run bize Manço Dede'yi anlatıyor:
Ha!..
Bir de Manço Dede var.
Onu atlamak olmaz.
O ölünce annem iki gün boyunca ağlamış. Neyse ki ben onu ölümsüz olduğu zaman tanıdım.
Kara sevdayı,
sevdiğimizi allayıp pullamayı,
can bedenden çıkmayınca unutulamayacağını,
deveyi hendekten atlatmayı,
Âdemoğlunun kızgın fırın, Havva kızının mercimek olduğunu ondan öğrendim.
Bence iyisi mi siz Manço Dede’nin “Cacık” adlı şarkısını dinleyin. Orda tam da benden bahsediyor. 
İkram'da Tuba Kır, bize bir evsizi -en iyi dostu köpekler- anlatıyor.
Sevinçle dumanı tüten tavuk suyuna çorbasını ağzı yana yana, çabuk çabuk, bol ekmekle kaşıkladı. Yan masada oturan küçük kızın onu izlediğini epey sonra fark etti. Birbirlerine gözleriyle gülümsediler. Çocuğun annesi: “Bu tabak bitecek, önüne bak!” diyerek kızını çekiştirdi. Evsiz adam umursamadı ve önüne konan ne varsa günlerin açlığı ve iştahıyla sildi, süpürdü. Yine ayaklarını sürüye sürüye kalabalık muhallebiciden çıktı.
Yıllar Sonra Günaydın'da Mert Öztürk:
Öyle yorgunum ki kıvrılıverdim yanlarına
bundan böyle sekiziz biz
efsanelerdeki yeni eskiz 
Kısır'da Ufuk Aymaz:
Dilinden irin akanların kurtuluşu
Bir suskunlukla gelecektir.
Ey çok sesliler!
Azaltın ağırlığınızı,
Bir gün mutlaka vazgeçeceksiniz. 
Ufuk Dönmez Zamanın Ta Kendisi'nde -adından da anlaşıldığı üzere- zamanın denemesini sunuyor.
Dört duvarı terk edip de sokağa adımını attığında insanların ne kadar şanslı olduklarını görüyorsun. Senin yaşında olup da eşi, çocuğu, ailesi olan var. Sense hâlâ şarabı keyiften ağzına sürebilmiş değilsin. Varsa yoksa aşk acısı, arkadaş kazığı, aile dramı. Neden bunlar hep benim başıma geliyor, diye düşünürsün. Aslında herkes bu lafı bir kez etmiştir hayatı boyunca ama etrafındaki insanlara bakınca bu lafı en çok senin kullanman gerekir gibi gelir hep sana. Çünkü herkes mutludur. Belki de mutlu görünüyordur. 
Işıl Ölmez İle Fanzin Dünyasına Bir Bakış'ta Işıl Ölmez -Koton Kitap Genel Yayın Yönetmeni- ile söyleşimiz mevcut. Buradan bir kere daha kendisine teşekkürlerimi sunuyorum.

Bir sayı daha...

Alfabe Fanzin
İmge Kitabevi
Twitter'da
Facebook'ta
 
Copyright © Kitaplık
S.Y.