Bir başka Matt Haig kitabı. Kapak tasarımına şimdi tekrar bakıyorum da kum saati içerisindeki gül bir zamanın sevgiden oluştuğuna bir selam olarak kitap sonrasında karşımıza çıkıyor. İlk bakışta çok bir şey ifade etmiyor.
Arka kapak başında sorulan soruya kendim için cevap bulmaya çalıştım. Tek yaşam yeterli sanki. İlkinde yaptığın hataları ikincisinde yapmazsın değil mi? Sonra da düşündüm Gece Yarısı Kütüphanesi'ndeki olasılıklar ve hata gibi gözüken hata olmayanlar. Kaç ömür gerekir yaşamayı öğrenmek için? Aslında hiç gibi duruyor şimdi bakınca da. Doğduğumuz andan itibaren içgüdüsel olarak yaşıyoruz.
Matt Haig bu kitabında ben anlatım ile yola çıkmış. Önceki kitaplarında o anlatım ile okumuştuk.
Tom Hazard 41 yaşında sıradan bir tarih öğretmeni gibi karşımıza çıkıyor. Ta ki onu birileri bir fotoğrafta gördüğünü anımsayıncaya kadar.
Matt Haig mevcut yaşamımızdaki olumsuzluklara, kaygılara karşı farklı dünyalardan -tüm kitaplarını düşünerek- kesitler alarak bizlere sunuyor. Yeni bir evren yaratmıyor. Evrenler orada zaten var. O evrenden bir kesit alıyor bizlere aktarıyor. Haliyle o evrenlerin çarklarının nasıl döndüğünü düşünmek okuyucuya kalıyor. Bir tür oyun gibi hissettirdi bu bana.
Bu evreninde de Dünyalı (The Man From Earth) filmine bir göndermesini bekledim açıkçası. Tabi ki Tom en başından beri yoktu ama çokça zaman vardı. Tanışmış olamazlar mı?
Karakterimizi okurken yıllar, bir ileri bir geri ilerleyen örgüyle karşımıza çıkıyor. Karakterimizi geçmişi ve şimdisiyle tanıyoruz. Sonunda da bizlere biraz umut biraz hüzün biraz da durgunluk bırakıyor. Evrenleri yeniden kurmay çalışmıyor. Kesitten aldıklarımı konuşuyoruz. Dinamiklerin tamamını bilmiyoruz tıpkı yaşamayı öğrenmeye çalışmak gibi.
Tom'un aklında bu kadar çok anı nasıl birikebiliyor? En çok merak ettiğim konu bu. Bu kadar çok anıyı nasıl geri çağırabiliyor? Ben ki bu bloga başladığım ilk kitapları daha iyi hatırlarken yakında okuduğum kitapları daha çabuk unutur hale gelmişken Tom kimliğini nasıl unutmuyor? Hep eskiye gitmek istemez mi?
Ama! İnsan derler; en sevdiğini kişiyi yitirdikten sonra yavaş yavaş sesini, görüntüsünü ve kokusunu unutur. Unutmadan yaşamak mümkün mü?
Kitap günümüzde başlıyor. Daha sonrasında Londra'ya 1623'e dönüyoruz ve Rose ile tanışıyor. Olaylarımız gelişmeye başlıyor. Devran dönerken insanlar gidiyor. Devrana eşlik edecek insan çıkınca acılar başlıyor.
"Modernizm kükreyerek ilerlese bile geçmiş kalır ve yankılanmaya devam eder." (sayfa 41)
Eskiler hep nostaljik bir acıyla, gül dikeni misali sızlatacak. Haliyle "eski"lere eski diyen yeniler de eskiyecek. Eskidiğini farketmeden.
"Geçmişle yapabileceğimiz tek şey, onu sırtamızda taşımak ve ağırlığının git gide arttığını hissederken altında kalıp ezilmemek için dua etmek."(sayfa 61)
Ama bir an gelecek geçmiş elimizde biriktirdiğimiz en kıymetlimiz olmuş olacak.
"Benim adım... Tom Hazard. Bu isim bile o kadar çok şey ihtiva ediyor ki. Beni bu isimle çağıran herkesi içeriyor. Annemi, Rose'u, Hendrich'i, Marion'ı. Ama bir çapa değil. Çünkü çapa sizi bir yere sabitler. Bense hala sabitlenmiş değilim."(sayfa 104)
Peki bir insan kaç kişi olabilir?
"Hayatımda bir çok farklı kişiliğe, bir çok farklı role büründüm. Bir kişi değilim. Tek bedene toplanmış kalabalığım." (sayfa 104)
Kişiler ve kişiler ve kişilikler kendisini nasıl ifade eder?
"Başkalarından alıntı yapmamın sebebi, kendimi daha iyi ifade edebilmektir."(sayfa 215)
Kişi kendisini kendi cümlelerinden gayrı nasıl daha iyi ifade eder? Şairler bu yüzden varlar. Hepimize duygular öğretilmedi, her duyguyu da her insan yaşamadı. Diğer taraftan da başkalarının lafı bu senin değil, alıntılıyorsun, kendin kurmuyorsun. Ee şimdi de hangi kendim?..
"Sevdiklerimiz asla ölmez." (sayfa 285)
Bendeki kitap Domingo Yayınevin'den Kıvanç Güney çevirisiyle Aralık 2024 tarihli yirmi ikinci baskısı. İlk baskısını Ekim 2018'de gerçekleştirmiş.
Kitap:
0 yorum:
Yorum Gönder