Fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2026 Cuma

HAYAT İMKANSIZ

0 yorum

 Matt Haig kitabı. Bir öğretmene gelen bir mektup ve mektup ile gelen miras haberi sonrası hayatının değişim yolculuğuna çıkıyoruz.

Hiçbir şey için geç değil temalı kitapta Matt Haig yine bir başka evrenden bir kesit sunuyor bize. Bu sefer birazcık da polisiye esintileri var. Acaba neden arkadaşı ona miras bıraktı?

İbiza'ya giden emekli matematik öğretmenimiz Grace Winters yolculuğunda kendisini affedebilecek mi?

İbiza'ya hiç gitmedim. Gitmiş kadar oldum mu bu kitapla onu da bilemiyorum. Grace'in acısına merhem olacak mı bu lütfedilen mektup? Peki gittiğinde göreceği arazi kavgasına yardımcı olacak mı?

Grace (lütuf) bahşedilmiş yaşamı koruyabilecek mi?

Defterlerime baktım ama çok not almamışım bu kitapla ilgili. Biraz daha tekdüze gitmiş, kendimi akışına bırakmışım. Acaba ne çıkacak diye sonunu elbette ki beklettiren bir kitap. Ancak pişmanlıklar ve suçluluklar bizi kendi kendimize sonsuza kadar cezalandırmamıza neden olmalı mı diye düşündürüyor. 

Tebdili mekanda ferahlık vardır demiş atalarımız. Muhakkak ki var. İbiza'da o ışıltı nedir acaba?

"Bunu sözcüklere dökmek çok zor çünkü sözcüklerin çoğu beş duyu için yaratılmış; altıncı, yedinci, otuz sekizinci ya da bu kaçıncı hisse artık, bunları anlatamıyorlar. (sayfa 146)

Bendeki kitap Kıvanç Güney çevirisiyle Aralık 2024 tarihli üçüncü baskısı. İlk baskısını Eylül 2024 yılında gerçekleştirmiş.

Kitap:

Domingo Yayınevi

ZAMANI DURDURMA YOLLARI

0 yorum

Bir başka Matt Haig kitabı. Kapak tasarımına şimdi tekrar bakıyorum da kum saati içerisindeki gül bir zamanın sevgiden oluştuğuna bir selam olarak kitap sonrasında karşımıza çıkıyor. İlk bakışta çok bir şey ifade etmiyor. 

Arka kapak başında sorulan soruya kendim için cevap bulmaya çalıştım. Tek yaşam yeterli sanki. İlkinde yaptığın hataları ikincisinde yapmazsın değil mi? Sonra da düşündüm Gece Yarısı Kütüphanesi'ndeki olasılıklar ve hata gibi gözüken hata olmayanlar. Kaç ömür gerekir yaşamayı öğrenmek için? Aslında hiç gibi duruyor şimdi bakınca da. Doğduğumuz andan itibaren içgüdüsel olarak yaşıyoruz.

Matt Haig bu kitabında ben anlatım ile yola çıkmış. Önceki kitaplarında o anlatım ile okumuştuk. 

Tom Hazard 41 yaşında sıradan bir tarih öğretmeni gibi karşımıza çıkıyor. Ta ki onu birileri bir fotoğrafta gördüğünü anımsayıncaya kadar.

Matt Haig mevcut yaşamımızdaki olumsuzluklara, kaygılara karşı farklı dünyalardan -tüm kitaplarını düşünerek- kesitler alarak bizlere sunuyor. Yeni bir evren yaratmıyor. Evrenler orada zaten var. O evrenden bir kesit alıyor bizlere aktarıyor. Haliyle o evrenlerin çarklarının nasıl döndüğünü düşünmek okuyucuya kalıyor. Bir tür oyun gibi hissettirdi bu bana. 

Bu evreninde de Dünyalı (The Man From Earth) filmine bir göndermesini bekledim açıkçası. Tabi ki Tom en başından beri yoktu ama çokça zaman vardı. Tanışmış olamazlar mı? 

Karakterimizi okurken yıllar, bir ileri bir geri ilerleyen örgüyle karşımıza çıkıyor. Karakterimizi geçmişi ve şimdisiyle tanıyoruz. Sonunda da bizlere biraz umut biraz hüzün biraz da durgunluk bırakıyor. Evrenleri yeniden kurmay çalışmıyor. Kesitten aldıklarımı konuşuyoruz. Dinamiklerin tamamını bilmiyoruz tıpkı yaşamayı öğrenmeye çalışmak gibi. 

Tom'un aklında bu kadar çok anı nasıl birikebiliyor? En çok merak ettiğim konu bu. Bu kadar çok anıyı nasıl geri çağırabiliyor? Ben ki bu bloga başladığım ilk kitapları daha iyi hatırlarken yakında okuduğum kitapları daha çabuk unutur hale gelmişken Tom kimliğini nasıl unutmuyor? Hep eskiye gitmek istemez mi? 

Ama! İnsan derler; en sevdiğini kişiyi yitirdikten sonra yavaş yavaş sesini, görüntüsünü ve kokusunu unutur. Unutmadan yaşamak mümkün mü?

Kitap günümüzde başlıyor. Daha sonrasında Londra'ya 1623'e dönüyoruz ve Rose ile tanışıyor. Olaylarımız gelişmeye başlıyor. Devran dönerken insanlar gidiyor. Devrana eşlik edecek insan çıkınca acılar başlıyor. 

"Modernizm kükreyerek ilerlese bile geçmiş kalır ve yankılanmaya devam eder." (sayfa 41)

Eskiler hep nostaljik bir acıyla, gül dikeni misali sızlatacak. Haliyle "eski"lere eski diyen yeniler de eskiyecek. Eskidiğini farketmeden.

"Geçmişle yapabileceğimiz tek şey, onu sırtamızda taşımak ve ağırlığının git gide arttığını hissederken altında kalıp ezilmemek için dua etmek."(sayfa 61) 

Ama bir an gelecek geçmiş elimizde biriktirdiğimiz en kıymetlimiz olmuş olacak. 

"Benim adım... Tom Hazard. Bu isim bile o kadar çok şey ihtiva ediyor ki. Beni bu isimle çağıran herkesi içeriyor. Annemi, Rose'u, Hendrich'i, Marion'ı. Ama bir çapa değil. Çünkü çapa sizi bir yere sabitler. Bense hala sabitlenmiş değilim."(sayfa 104) 

Peki bir insan kaç kişi olabilir?

"Hayatımda bir çok farklı kişiliğe, bir çok farklı role büründüm. Bir kişi değilim. Tek bedene toplanmış kalabalığım." (sayfa 104) 

Kişiler ve kişiler ve kişilikler kendisini nasıl ifade eder?

"Başkalarından alıntı yapmamın sebebi, kendimi daha iyi ifade edebilmektir."(sayfa 215)

Kişi kendisini kendi cümlelerinden gayrı nasıl daha iyi ifade eder? Şairler bu yüzden varlar. Hepimize duygular öğretilmedi, her duyguyu da her insan yaşamadı. Diğer taraftan da başkalarının lafı bu senin değil, alıntılıyorsun, kendin kurmuyorsun. Ee şimdi de hangi kendim?..

"Sevdiklerimiz asla ölmez." (sayfa 285)

Bendeki kitap Domingo Yayınevin'den Kıvanç Güney çevirisiyle Aralık 2024 tarihli yirmi ikinci baskısı. İlk baskısını Ekim 2018'de gerçekleştirmiş. 

Kitap:

Domingo Yayınevi 


23 Temmuz 2026 Perşembe

RADLEY AİLESİ

0 yorum

 Matt Haig'in okuduğum üçüncü kitabı. Bu kitaba başlangıcım da acaba Haig bir polisiye, bir dedektiflik hikayesi mi bizlere sunuyor diyeydi.

Öyle değil. Radley Ailesi tuhaf bir aile. Baba, Anne, Kız Çocuk ve Erkek Çocuk. Bir amca var deli oğlan. Tuhaf ailenin tuhaf ilişkileri arasına giriyoruz. İnsanların arasında varlıklarını sürdüren yaşamlarını idame ettirmeye çalışırken dikkat çekmemeye çalışan ailede işler bir anda değişiyor.

Aile içindeki gizli gerçekler gün yüzüne çıkıyor.

Çocuğunuza söylemediğiniz bir gerçek var mı? Kişiliği ile ilgili derin değişikliklere sebep olabilecek bir gerçek nasıl söylenebilir? Söylendiğinde kişilik değişir mi?

Kişiliklerle ilgili ailenin vermeye çalıştığının tam tersine kötü gözüken huylar yavaş yavaş ortaya çıkarsa anne baba nasıl tepki vermeli? 

Gerçekler gün yüzüne çıkarsa ne olur?

"Sanki büyümek böyle bir şeymiş. Hangi sırların saklanması gerektiğini anlayabilmekmiş. 

Bir de sevdiklerinizi hangi yalanların kurtaracağı." (sayfa 332)

Yalanlar ve gizli gerçekler temelinde bir aile nasıl ayakta kalabilir? Aileyi aile yapan genel kavramlardan ziyade burada Radley Ailesi'ni aile yapan özellikleri okumak gerekiyor. 

Kitabın sonralarına doğru mitolojiye ve Şekspir'e bir selam ile kitap bitiyor. Hayatın içinden çektiği fotoğrafları farklı anlatılar üzerinde bizlere sunuyor Matt Haig. İnsanların aile kavramı üzerine olan bu kitap ilk baskısını Ekim 2025'te gerçekleştirmiş. Bendeki baskısı Aralık 2025 tarihli beşinci baskısı. Kıvanç Güney çevirisiyle okudum.

Kitap:

Domingo Yayınevi

 

İNSANLAR

0 yorum
Matt Haig'in ikinci okuduğum kitabı oldu. Kapak tasarımını ayrıca ilginç bulduğum bir kitap oldu. Matt Haig'in bir köpek evladı var mı acaba? 

Adrew Martin Riemann Hipotezi'ni çözmüş bir matematikçi insandır. Ancak Vonnador Gezegeni'nden birisi bunu açığa çıkmasını istememektedir! Bunun için de matematikçinin durdurulması gerekmektedir. Kaybolduktan bir süre sonra tekrar bulunur; anadan üryan şekilde! 

Sonra Adrew Martin ile insanlara ve insan davranışlarına bir yolculuğa çıkıyoruz. İnsanlığa öğütler, tavsiyeler listeleyecek olsanız neler yazardınız? Şimdiden başlayınız listenize. Haliyle bu öğütler ve tavsiyeler kime olacak? Kendimize mi insanlığa mı?

İnsanlar; insanlar arası bağlar ve insanlar ile köpekler arası bağlar üzerine yıldızlar arası bir serüvene davet ediyor ediyor Matt Haig bizi. 

"Adamın hali burada ölümün hüküm sürdüğünü hatırlattı bana. Burada şeyler eskiyor, bozuluyor, ölüyordu. İnsan yaşamının her yanı karanlıkla sarılıydı. Nasıl başa çıkabiliyordu bununla?" (sayfa İnsan nedir? İnsanı tanımlamak için hangi kelimeleri kullanılıyoruz? Haliyle insanın anlamı nedir?

"Hah! Hayatın anlamı. Hayatın anlamıymış.. Hayatın anlamı falan yok. İnsanlar dünyada kendilerinin dışında değerler arıyor, oysa dünya değer ve anlam sunmadığı gibi insaların bu arayışına da hepten kayıtsız." (sayfa 42)

Anlamlı yaşam ve anlamsız yaşam üzerine çokça konuşuruz. Aristoteles değil miydi varlığı ikiye bölüp, canlı ve cansız varlıklar türlerine bölmedi mi? Cinsimiz varlığa kadar dayanıyor. Varlık'ın ötesi? Bunları biz söylemesek de biliyor muyduk? Yoksa biz söylediğimiz için genel geçer kabullerimiz mi oluşmuş oluyor. Çıkarımcı yaklaşımlarımızda kurduğumuz mantık silsilesi en nihayetinde bir kabul ile başlıyor. Bu kabulu doğrulamak ya da yanlışlamak için elimizde bir kontrol grubu henüz yok. Ya olsaydı? Her şey asal sayıların sırrında saklı olabilir mi?

İnsan varlığı ve var olmanın zorluğunun yanı sıra gelen duygular birliği yaşamı çekilir kılan bir patlama olarak karşımızda duruyor. Duygular olmasa salt mantık bizi daha ileri mi götürürdü daha geriye mi? 

"Dünya bir gündür varsa insanlığın bir dakikadan az bir süredir ortalıkta olduğu gerçeğini de kabul etmek zorunda kalırlar. Dünyanın gecenin bir köründe tuvalete kalkıp işemeyiz biz, hepsi bu." (sayfa 156)

Zaman algısıyla birlikte varlığımıza atfedilen anlam da tanım da çok değişiyor değil mi? Kitabı okurken zaman zaman The Man From Earth (Dünyalı) filmi de aklıma geldi. Oradaki düşünceler zihnimde yankılandı tekrar. Haliyle filmi tekrar izletti. İlkimiz neydi bizim?

Yazarda derinlemesine psikolojik çözümler yok tabi ki. O şekilde çözümlemeleri okuyacak dikkat süresi de kalmadı çoğumuzda, o dinginlik de. Kaygılarımız arasında boğulum giderken bizlere camdan sızan gün ışığını da göstermeye çalışıyor yazarımız. Haliyle havada uçuşan tozları o ışık hüzmesinde görüyoruz. 

Buradan sonra tat kaçıran kısımlar olabilir.

Kitaba başladığımda kendisine yabancılaşmış bir kişiyi okuyacağım fikriyle çok heyecanlanmıştım. Adrew anadan üryan bulunduğunda hafızası da neredeyse yoktu. Her şeye karşı yabancılaşmış bir zihni okumak fikri kulağa güzel gelmişti. Sonra sonra aslında kendisine yabancılaşmadı, asal sayıların sonuçlarını yaşadığını Adrew'un oğlunun şahitliği ile yazar bize gösterince fantastik öğeler de sayfalara girmiş oldu. İnsanı, insan olmayanlar nasıl tanımlardı acaba? İnsan varlığıyla kendi kendine mücadele ederken yaşam kaynağı neydi?

Kitabın sonunda yeni Andrew insanlara tavsiyelerini listeliyor. Son tavsiyemiz de bu yaşam kaynağı sorumuza işaret ediyor olabilir. Ama o cevaba da neden diye sorabiliriz..

Bendeki kitap Domingo Yayınevin'den Elif Ersavcı çevirisiyle Ocak 2025 tarihli onikinci baskısı. İlk baskısını Mart 2022'de gerçekleştirmiş.

Kitap:

Domingo Yayınevi

GECE YARISI KÜTÜPHANESİ

0 yorum

 Matt Haig kitabı. Bir kaç zaman önce okudum. Ancak şimdi yazma fırsatı buldum. Kitap 2020 çıkışlı olup Türkiye'deki ilk baskısı 2021'de gerçekleşti.  Bendeki baskısı 2025 Ocak tarihli 31. baskısı. Domingo'dan çıkan kitabı elinizden bırakamayacağınız bir anılar yolculuğu olarak düşünebilirsiniz.

Anılar yolculuğu sizin de hayatınıza bir bakış atmanıza sebep olacak. Hiç yaşamadıkların anıların olabilir mi? Sonsuz bir bir kütüphanede sonsuz anılar içerisinde hangi kitaptan okumaya başlardınız?

Bu kitabı okuyucusuna göre dört kategoriye ayırıyorum. Ergenlik, gençlik, orta yaşlılık ve yaşlılık. Her dönem için farklı okumalar olacaktır bu kitap. Keza hayat olasılıklarına bakışın olması dönemi sonrası, olasılıklara başlama dönemi geliyor, ardından olasılıkların getirdiği yeri görüp sonunda da yolculuğun tamamına bakmak için duruyoruz. 

Hayat olasılıkları üzerine herkes düşünmüştür. Şurada olabilirdim, bunun yerine öyle davransaydım nasıl olurdu şeklinde ikiye kadar düşünebiliriz. İlki bir yol ayrımı seçimiyle nasıl olurdu merakıyla yolun kendisini merak etme şekli olup ikincisi de yolu merak etmeden yol sonunda nasıl olurdu şekli. Bu iki şekilde de sadece o anlık durum üzerine düşünüyoruz. Peki bu olasılıklar başka zamanlarda zaten yaşanıyorsa? Çoklu evren teorisiyle de konumuzu daha da derinleştirebiliriz. Ancak bunların ister dibi diyelim ister tepesi bir ontolojik soru var oluyor. Hangisi var? Bu olasılıkların hangisi var?

Kıvanç Güney'in çevirisiyle okuduğum kitabın dilinde Markus Zusak tadı aldım. Neden, nasıl bilmiyorum, anımsattı bana onu. Dilin o akıcılığı arasında hızlaca bitirdiğim kitap olasılıklarım üzerine derlememde yardımcı oldu. Kütüphane metaforu ise harika bir şekilde tam karşımdaydı. 

Nora Seed'in ölmeye karar verişinden ondokuz yıl öncesiyle başlıyor kitap. Haliyle bir kütüphanede bulacağız Nora'yı. Nora'nın Kütüphanesi'nin mimarisi işte bu kütüphane olacak. Kendi gerçek bildiği kütüphane. Nora ile tanışmamızın temellerini de burada atıyoruz. 

Kitabı okurken ikili bir şekilde ilerledim. İlki Mat Haig'ın yarattığı bu yeni evrenin mekaniklerini anlamak için notlarımı aldım. Diğer okuma da Nora Seed'i buraya getiren hayat çizgisini Nora'nın algılayışı üzerineydi. 

Nora pek konuşkan olmayan içine kapalı bir arkadaşımız. Haliyle kurduğu tümceler bile çok kısa. Temasını en aza indirmek istiyor gibi. Nora'yı tanımaya başladığımız kısım, hayata bakışına yaklaştığımız kısım 178. sayfada oluyor.

"Hayatta kalıplar var... Ritimler. Bir hayatta kendimizi köşeye kısılmış hissettiğimizde, hüznün, trajedinin, başarısızlığın ya da korkunun tek bir varoluşun ürünü olduğunu düşünmek çok kolay. Yalnızca yaşamanın değil, belli şekilde yaşamanın sonucu olduğunu düşünmek. Demek istediğim, acıya karşılık bağışıklık kazanmamızı sağlayacak bir yaşam tarzı olmadığını anlasak, her şey daha kolay olurdu Mutluluğun doğasında acının da olduğunu. Biri olmadan öbürünün de olmayacağını. Tabii ki farklı düzeylerde ve miktarlada. Ama hiçbir hayatta sonsuza kadar saf bir mululuk içinde olamayız. Öyle bir hayat olabileceğini düşünmek ancak yaşadığımız hayattaki mutsuzluğumuzu büyütmeye yarar." (sayfa 178)

Nora'nın yaşama veya ölüme yaklaşımıyla perdelerimizi açalım. Nora kütüphaneden önce mi bu düşüncedeydi sonra mı? Nora'nın bu düşüncesini besleyen pişmanlıkları ya da özlemleri var mı? 

"Başından beri birilerini etkilemek için benden istenilenlerini yapmak zorunda hissettim kendimi."(sayfa 189)

Tüm çocuklar ilk olarak annelerini ve babalarını etkilemek için bir şeyler yapıyor sanki. Yani neden bir bebek emekleden yürümeye doğru evriliyor? Burada tamamen hiçkimseyi etkilememek için yaşayan var mı? Kurduğum mantıkta zaten bu çöküyor. Bebek doğumuyla birlikte etrafını etkilemek için var oluyor. Acıktığında karnını doyurmasını için annesini etkilemek durumunda. Bunun için de ağlıyor. Sonralarda başarı kavramı gelişiyor. Küçük hareketlerin sonucunda anne ve babasının gülen yüzüyle karşılaşıyor. Bazen de kızgın yüz ile. Haliyle başarı kavramı tek başına gelemiyor. Duyguların doğru bir uzantı haline geliyor. Peki sonraları bu başarı isteği neye evriliyor? Başarı olması için açlık gerekiyor. Bebeğin karnı doyunca başarmış oluyor. Annesi yürümesini gördüğünde annesinin sevinmesini görmesi başarı oluyor. Peki bu sevgi açlığı doyurulabiliyor mu? 

Nora'nın bu cümlesine şuradan da yaklaşmak lazım. Otorite olmazsa başarı olur mu? İlk otorite anne. Anne yoksa süt yok, karın tokluğu yok. Haliyle annesini etkileyebilen bir çocuk karnını doyurmayı da başarmış olacak. 

Aileden uzaklaşalım, hiç bilmediğimiz bir yere yerleşmek zorunda kalalım. Bu yere diğer insanlara yakın mı olmayı isteriz uzak mı? Yakınlık ve uzaklık ulaşılabilirliğin hala varlığının göstergesi. Soruyu şöyle değiştireyim, bu yerde diğer insanlara ulaşılabilir olsun mu yoksa tüm insanlardan ve insanlıktan kopuk mu olsun? 

İnsanların varlığı yanı sıra köpekler çok ilginç can yoldaşları. Bu hayatta insan sınıfına birer küme açabiliriz. Köpeği olanlar ve olmayanlar. 

"... Bu evrende köpekler varken, başka evreni ne yapayım ki?" (sayfa 199)

Köpeklerin insan ile iletişimi çok ama çok ilginç. Can yoldaşı bellediği kişiyle sonuna kadar gidiyor... Peki neden? İnsanı etkilemek için mi? Bunun nedenini öğrenmeye benim ömrüm yetmeyecektir.

Başkalarını etkilemek üzerine bir diğer soru da şöyle olacaktır. Etkilemek onların sözlerini dinleyerek iyi çocuk olmak durumumu yoksa dinlemeyerek kötü çocuk olmak durumu mu? İçgüdüsel olarak dinleyip iyi olmak durumu olduğuna çıkıyor yolumuz. İyi çocuk olmazsan karnın doymaz. Ölürsün.

Nora'nın okumalarında başka karakterlerle de karşılaşıyoruz tabi ki. Ancak onların içinde Nora'yla ipucu veren en önemlisi Dylan bence.

"Dylan'ın sevmediği ya da sevemeyeceği bir yer var mı acaba? Çernobil yakınlarındaki bir çayırda oturup oradaki manzaraya da hayran hayran bakacak bir tipe benziyor." (sayfa 201)

Nora'dan dökülen bu cümle ikircikli bana göre. Bunu iyi duyguları olan bir cümle olarak mı söylüyor, kötü hisler barından bir cümle olarak mı? Yoksa Çernobil değil de aklımıza gelen herhangi bir yer ile değiştirdiğimiz zaman oluşacak duygula mı söylüyor? Çernobil'deki manzara, sessizlik, sükunet kısmı mı? Terkedilmiş duyguyla bezenmiş bir yoksunluk ya da huzur mu? Yahut içinde barındığı ölümcül facianın korkutuculuğu ve vahşiliği mi ya da dehşetengiz bir güzellik mi? Acılardan sonra dinmiş yaralara merhem olan umudun manzarası mı?

Nora'nın yolculuğunda nasıl bir dünyaya adım attığımızı çok merak etmiştim doğrusu. Haliyle kütüphane sadece Nora'yı mı kabul ediyor? Başka kütüphaneler mi var? Kütüphane varsı kütüphaneci de vardır, o kim? Kitapların hangisi gerçek kitap? O kütüphaneye benim diğerlerim de geliyor mu, geldi mi? Benim diğerlerim beni biliyor mu? Ben onları biliyor muyum? Nasıl bir yol ile oradalar hatırlıyor muyum?

Matt Haig akıcı yumuşak diliyle bize yaşamın içinde nefes alacak yer aradığımız dönemler için bir bahçe oluşturmuş. Keyifle okuduğum bir kitap.

Su gibi akıp giden üzerine çokça not aldığım, düşüncelerimin doğurduğu düşüncelerimin dalları arasında gezindiğim yani sadece Nora'yla değil, kendi yarattığım gece yarısı kütüphanesi evreni ve yukarıdaki sorulara verdiğim cevaplarla kendi olasılıklarımın sonuçlarıyla mücadele ettiğim bir okuma oldu.

Kitap:

Domingo Yayınevi



1 Mayıs 2025 Perşembe

Evelyn Hardcastle’ın Yedi Ölümü

0 yorum

 Evelyn Hardcastle ölecekti; hem de yedi günde yedi kere. Agatha Christie tadında bir polisiye; fantastik bilim-kurgu öğeleri bir arada.

Aynı cinayet nasıl yedi kere işlenebilir ? Peki bu cinayeti neden çözmek gerekiyor? Kitaba polisiyeden daha çok fantastik bir yaklaşımla ulaşmıştım. Kitap ilk sayfalarından itibaren okuyucu içine çekiyor. 

Kitaptaki bölümler karakterlerin günleri şeklinde ilerliyor. Bu kısımdam sonra kitabın içinden heyecan kaçıran olabilir. Olabildiğince uzak durmaya çalışacağım. 

Bir ormanın derinliklerinde gözlerini açan baş karakterimiz geçmişine dair bir şey hatırlamıyor. Aklında tek bir isimle -Anna- varlığı başlarken kendi adını dahi hatırlamıyor. Arkasında bir sesle korkuyla söylenen yöne koşuyor. Ulaştığı malikanede herkes onu tanıyor ancak o kendisini tanımıyor ve aklındaki tek ismin bulunması için onu tanıyanlardan yardım istiyor.

Gözlerini açtığında ise bu sefer başka bir bedende uyandığını farkediyor! Yedi günde bir cinayeti çözmesi gerekiyor. Her bir günde bir bedende olacak baş karakter. Her bedenin kendi özellikleriye olaya yaklaşan karakterimiz beden ile zihnin arasında kendisini unutmaya başlıyor. Nasıl oluyor da burada bunları yaşıyor?

Bu olay örgüsünde takibi zorlaştıran tek kısım karakterler arasında geçişlerde tam bir sıralama olmuyor. Ancak bu durum kitabın kurgusunu daha da zenginleştiriyor çünkü karakterler bedenler arasındaki geçişler  her yirmi dört saatte bir olmuyor. Bedenlerden biri örneğin bayılıyor; hop başka bir bedende gözlerimizi açıyoruz. Karakterin bedenler arası geçişleriyle birlikte Hardcastle ailesinde yaşanan trajedi daha da görünür hale geliyor. Peki Evelyn Hardcastle ile Anna arasındaki bağlantı nedir? Neden bu olay yaşanıyor? Bu olay kaç kere yaşanmış olabilir?

Bendeki kitap İthaki Yayınları'ndan. 

8 Ocak 2021 Cuma

Tuhaf Masallar

0 yorum

Tuhaf Masallar; Ransom Riggs'in kaleminden tuhaf çocukların büyürken dinledikleri masallar. Kıssadan hisseler rahatsız edebilir. Kıssadan hisselere ulaşırken rahatsız yollardan geçilebilir. 

Masalları derleyen Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları'ndan Millar Nullings olup çizimler Andrew Davidson'a ait. Syndrigast Yayınları bu masalların okunmasında bizi olanak sağlamış olup İthaki Yayınları sayesinde tuhaf olmayan bizlere ulaşmıştır.

Kitap yayıncının notu ile başlıyor: Elinde tuttuğun kitap yalnızca tuhaf gözler için yazılmıştır.

Önsöz
Şaşaalı Yamyamlar
Çatal Dilli Prenses
İlk Ymbryne
Hayaletlerle Arkadaşlık Eden Kadın
Cocobolo
Saint Paul'ün Güvercinleri
Kâbusları Ehlileştiren Kız
Çekirge
Denizi Zapt Eden Oğlan
Cuthberg Efsanesi

Önsöz Bay Millard Nullings'in Maarif Doktoru Tıp Şirürji Bakaloryası Maliki imzasını taşıyor. Bu masalları neden derlediğine ışık tutuyor.

Şaşaalı Yamyamlar sürüldükleri topraklardan insan etine daha rahat ulaşabildikleri idam cezasının oldukları topraklarla giderken tuhaf bir köy ile karşılaşırlar. Bu tuhafların özelliği kopan, kesilen uzuvlarının yerine yenisi çıkmaktadır! Yamyamlar maden bulmuş gibi sevinmişlerdir eminim!

Çatal Dilli Prenses'in namı diyarları aşmıştır. Güzelliğinden herkes bahsetmektedir. Bu güzelliğin namına kapılan bir prens, prensesi görmeden evlenmeyi kabul etmiştir. Düğün günü tanışacaklardır ve prenses sadece hizmetçisiyle konuşmaktadır! 

İlk Ymbryne masalı benim de içlerinde en çok merak ettiğim masaldı. Tuhafların cadılarla büyücülerle karıştırıldığı dönemde yurtlarından olmuşlardır! 

Hayaletlerle Arkadaşlık Eden Kadın'ın tuhaflığını tanıyoruz ama düştüğü yalnızlığı sadece yapayalnızlar bilir!

Cocobolo masalı bana Uzakdoğu'nun tuhaflarının bir masalı. Bu tuhaflar ki zamanla Cocobolo olur!

Saint Paul'ün Güvercinleri gökyüzündeki huzurun da insanlar tarafından gasp edilmesiyle insanlara savaş açmıştır. Bu savaş hızla tırmanırken bir insan barış için aracı olur.

Kâbusları Ehlileştiren Kız babası gibi doktor olmak ister ancak kendisi daha farklı bir doktor olmuştur. Peki kabuslar da insanları ehlileştirir mi?

Çekirge aslında sevgiye muhtaçtı. Bu tuhafın insandan-insana olan tuhaf ve uzun yolculuğuna eşlik ediyoruz.

Denizi Zapt Eden Oğlan denize çok uzak bir yerde annesiyle yaşamaktadır. Annesinin ölümüyle denize ulaşır ama insanlar onu zapt etmeye uğraşır.

Cuthberg Efsanesi Devlerin yaşadığı dönemden gelen bir masal. 'Dost'un ne olduğunu analatır.

Tuhaf Çocuklar Serisi:
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: The Desolations Of Devil's Acre (Şeytanın Arka Bahçesi'nin Perişanlığı) (Kitap anadilinde 23/2/2021'de çıktı.)
Bendeki kitap İthaki Yayınları'ndan Nisan 2017 tarihli ilk baskısı. Aslı Dağlı çevirisiyle bizlere ulaşıyor.

24 Nisan 2020 Cuma

Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları Günler Haritası

1 yorum
Tuhaflıklar bitmedi!

Tuhaf Çocuklar Serisi:
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: The Desolations Of Devil's Acre (Şeytanın Arka Bahçesi'nin Perişanlığı) (Kitap anadilinde 23/2/2021'de çıktı.)

Jacob eve dönmüştür. Ailesi akıl hastanesine yatırılmasını düşünmektedir. Hatta yolculuğun hazırlığı tamamlanmış yola koyulacaklardı. Bayan Peregrine ve Tuhaf Çocuklar birden bitiverdiler!

İki dünya arasındaki çizginin yok olmasıyla Jacob denge kurmaya çalışmaktadır. Ancak büyükbabası hakkında beklenmedik keşifler onu Amerika'da bir kovalamacanın içine sokacaktır. Öyle ki durumdan hakkında hiçbir bilgisi yoktur ve kendisini bir savaşın ortasında bulur ki bu sefer düşman gölgelerin kendisi değildir!

Kitap üç günde bitti, yani üslup anımsadığım gibi akıyor, yormuyor. Ancak bu kitap kendim hakkında da küçük bir yolculuk oldu. İlk üçlüyü okuyalı dört sene olmuştu ve ben artık olay örgüsünü unutmuşum. Yaşlanıyorum sanırım! Kitabın içinde ilerlerken bir yandan da önceki kitapları düşünüyordum. Tuhaf Çocuklar'da ne vardı?

Tuhaf Çocuklar dünya tarafından kabul görmemiş tuhaf yeteneklere sahip çocuklardır. Ymbryne'ler tarafından oluşturulan zaman döngülerinin içinde yaşamaktadırlar. Ancak tuhafların peşinde hortlaklar ve gölgeler vardır! İşte bunlara karşı verilen savaştan bizim tuhaflar galip gelmiştir.

İlk üçlüyle dördüncü arasında bu kadar uzun zaman olunca ve kendimle ilgili bu -yaşlandım ve unuttum- cebelleşmesi baş gösterince daha geniş anımsatıcı kısımlar beklemeye başladım. Ancak yoktu. Küçük küçük metinler var. Bunun genişletilmemesinin sebebi de dördüncü kitaptaki olayların ilk üç ile doğrudan bağlantısı olmaması diye düşünüyorum. Abe'in geride bıraktığı sırların peşindeyiz bu sefer.

Jacob tuhaflar dünyasına bir üne kavuşmuştur. Ancak diğer yandan da bir şarlatan olarak görülmektedir. Ymbryne'lere muhalif olan bir hareket de başlamıştır. Tüm bunlarla uğraşırlarken bir tuhaflar dünyasının yeniden yapılandırılması ve gölgelerle yaşanın savaşın yaralarının sarılması için gayret gösterirler.

Bizim tuhaflara Arka Bahçe'de çeşitli görevler verirler ama bastıbacaklar -yüzlerce yıl yaşındalar! (Jacob hariç)- burun bükerler. İşlerin nasıl bir çıkmaza doğru gittiğinden haberleri yoktur ve Abe Portman gerçeğini belki de bilmiyorlar!

Bendeki kitap İthaki Yayınları'ndan Aslı Dağlı çevirisiyle Mayıs 2019 tarihli ilk baskısı.
İthaki.com.tr

Sağlıcakla.

27 Kasım 2017 Pazartesi

Metro 2033

0 yorum
Metro 2033, nükleer savaş sonrasında Moskova'da geçen bir tür kıyamet sonrası romanı. Dmitry Glukhovsky'nin eseri. Bilim-kurgu öğeleri ile psikolojik etmenleri çok güzel harmanlayarak ortaya koyuyor. 3 kitaplık bir serinin ilk kitabı.

Metro 2033
Metro 2034
Metro 2035

Dmitry Glukhovsky, kitabında, dehşet dengesi, uluslararası politika vesaire ile ilgilenmiyor. İnsan ve toplumu irdeliyor. Bunun çevresine de çok ilginç bir hikaye kuruyor.

Fantastik mi bilim-kurgu mu arasında gidip gelen bir atmosferi var. Radyasyonun evrim zincirine etkisi ne olur bilinmiyor. Bu nedenle iki tür arasındaki ince çizgide yol alıyor. Bu da kitabı daha da ilginç kılıyor.

Nükleer savaş sonrası insanlar metroya iniyor. Yeryüzünü hiç görmemiş nesiller gelmeye başlıyor. Diğer yandan metronun kendi bilinmezliği, tünellerin karanlık olması okuyucuyu klostrofobik bir romanın içine sokuyor. Bu korkunun ve bilinmezliğin ortasında insan türünün kararları, birbirine olan şüpheciliği ve birbirbirine olan ihtiyacı muhteşem bir şekilde irdelenmiş.

İnsanoğlunun metroya inmesinin sebebi yine insanoğlunun kendisi. Bu çelişkinin tam ortasında yolunu (tünelini) bulmaya çalışan insan türü ve savaşla birlikte ortaya çıkan bilinmez yeni türlerden saklanma çabası harika bir kitap ortaya çıkartmış. İnsan neye inanacak, kime güvenecek? Burada olmasının sebebi de birbaşka insan iken...
"Ben Suharevskaya'nın aile mezarlığına dönüştürülmesine karşıyım, doğrusu yaşanacak bir yer de değil.Ayrıca, arkadaşının cansız vücudunu oraya götürsek bile, cenaze törenini yapacak birini bulmak zor. Bedenin burada mı yoksa istasyonda mı olması bu kadar önemli mi? Ölümsüz ruhu çoktan yaratıcısının yanına uçmuşken. Ya da inanca göre, bir başka bedende yerini bulmuşken? Bütün dinler bu noktada aynı ölçüde yanıldıkları halde." (sayfa 140-141)
Kitap WDCh istasyonunda başlıyor. Artyom adında bir genç ile birlikte bakıyoruz metroya. Birgün istanyona Hunter adında biri geliyor ve Artyom'un hayatı değişiyor. Tüm istasyonu katetmesi gerekiyor.

Kitabı okurken kitapta geçen yerleri internette araştırdığında çok daha ilginç bir hale bürünüyor kitap. Bunların olması gerçekten de o kadar uzak değil ya da o kadar yakın değil.
Ölümün kaçınılmaz olduğunu herkes bilir. Metroda ölüm, gündelik olaylardan sayılırdı ama yine de insan kendisine hiçbir şey olmayacağına, kurşunların birbaşkasına isabet edeceğine, hastalıktan korunacağına inanıyordu. Ve ihtiyarlık henüz o kadar uzaktaydı ki, Artyom gibi birinin bunu düşünmesine bile gerek yoktu. İnsan, devamlı kendi ölümünü düşünerek yaşayamazdı ki. En iyisi bunu unutmaktı, yine de birinin kafasına bu düşünceler musallat olursa, o zaman pes etmemesi, zehirli tohumlarıyla hayatını cehenneme çevirmemesi için, onları hemen kafasndan söküp atması gerekiyordu. Günün birinde öleceğini düşünmemelidi, yoksa aklını kaçrabilirdi. İnsanı tek şey çıldırmaktan kurtalarabilirdi: Bilmemek. (sayfa 248)
İnsanı insan yapan nedir? Peki insan türünü insan yapan nedir? Dünya'yı istila etmeyi nasıl uygun bulduk ve bunun suçlusu kim? Geri dönüşü olmayan noktaya eriştiğimize inanıyor tüm beyinler artık. Metronun karanlık tünellerinde insan en çok neyden ve neden korkar? En kötüsünü görmüş bir insanlık türü neden hala korkar? En korktuğu şey nedir? Doğa üstü yaratıklar mı yoksa doğa üstü yaratıklara sebep olmak mı? Yoksa insan kendinden korkar da her şeyi başkalarına mı atar?
İnsan türünün kendi türüne güvenmemesi ve kendi türünden de hariç yaşayamaması kadar tezat bir tutarsızlık yoktur doğada.

Savaşın sorumlusu kim? Başkalarının toprağına saldıran mı kendi toprağını koruyan mı? Peki bu toprak nasıl bir insan türüne ait olabilir?

Dimitry Glukhosky bir bilim-kurgu fantastik maceradan çok bir insanlığın aynası kitabını yazmış. Klasik yazar atalarından yakaladığı esintileri günümüze uyarlamış.

Peki insan nedir?
İnsanlar ona göre karmaşık bir makineydi; önce gıda ürünlerini yok eden sonra da bok üreten bir makine... (sayfa 294) 
Ayrıca kitaba dayandırılarak üretilen bir bilgisayar oyunu da mevcut meraklısına.

Bendeki kitap Panama Yayıncılık'tan Haziran 2017 tarihli üçüncü baskısı.
Çeviren ise Deniz  Banoğlu.

Kitap:
Panama Yayıncılık
İdefix
Kitapyurdu

15 Mart 2017 Çarşamba

Zeplin

0 yorum
Karin Tidbeck kitabı ki ilk defa okuduğum bir yazar. Beklediğimden çok iyi çıktı. Kitaba ulaşmam ise biraz daha ilginç. Kendi okuma listem her zaman hazırdır ancak diğer mecralarda yayınlanan listelere olabildiğince bakmaya çalışırım ki kaçırdığım bi' şey var mı? Son zamanlarda kaçırdığım çok şey olmaya başladığını da bu şekilde farkettim. Kıssadan hisse: Hazırlanmış okuma listelerine bakın, değerlidir.


Karin Tidbeck'in özgeçmişini okuyunca kitaba önyargılı yaklaşmıştım. Yazarlık eğitimi vs...

Okunması gereken bir yazar şayet bu türü seviyorsanız. Spekülatif kurgu. Kafkaesk fantazya...

Kitabın içindekileri aşağıdaki gibi gösterebilirim:
1) Önsöz-Elizabeth Hand
2) Beatrice...Sayfa 8
3) Ove Lindström İçin Bazı Mektuplar...Sayfa 16
4) Bayan Nyberg ve Ben...Sayfa 24
5) Rebecka...Sayfa 28
6) Herr Cederberg...Sayfa 34
7) Arvid Pekon Kim?...Sayfa 38
8) Brita'nın Tatil Köyü...Sayfa 46
9) Rengeyiği Dağı...Sayfa 55
10) Norveç Böğürtleni Reçeli...Sayfa 71
11) Pyret...Sayfa 75
12) Agusta Prima...Sayfa 86
13) Teyzeler...Sayfa 94
14) Jagannath...Sayfa 100
15) Son Söz: Başkalaşan Dünyalar...Sayfa 111
16) Teşekkür...Sayfa 114
17) Dipnotlar...Sayfa 115

Kitap 13 öykünün etrafında, içinde, dışında gezmektedir.

Beatrice bir zeplinin adıdır. Doktor Franz Miller'in bu zepline aşık olmuştur. Matbaacı asistanı Anna Goldber ile karşılaşınca Franz Miller'in hayatı daha da ilginçleşecektir.

Ove Lindström İçin Bağzı Mektuplar; Ove Lindström'ün çocuğu tarafından yazılmaktadır. Mektupların yazılma tarihi Bay Lindström'ün ölümünden sonrasına tekabül etmektedir.

Bayan Nyberg ve Ben; bu iki kişi arasında tuhaf bitkiler varlığını sürdürmektedir...

Rebecka intihara meyillidir. Başından geçenlere bakılacak olursa bu onun suçu da olmayabilir. Rebecka bir zaman sonra, kendisine yardım eden arkadaşıyla tuhaf bir sona ulaşacaktır.

Herr Cederberg yabanarılarını pek tanımamaktadır yahut yabanarısının ta kendisidir?

Arvid Pekon Kim? Devlet kurumlarına gelen telefonlardan sorumlu bir operatör. Arvid Pekon'un hayatı Yurttaş 3426'nın telefonuyla değişecektir.

Brita'nın Tatil Köyü'ne 32 yaşında başka insanları aramak konusunda beceriksiz bir akraba gelir...Yazmak için...

Rengeyiği Dağı Sara'nın büyük-büyükannesinin gelinliğini giyip kaybolduğu dağdır. Dağ vittra'ya aittir.

Norveç Böğürtleni Reçeli'ni çok sever. Onu bir konserve kutusunda yaptı. Onu sevmek için yaptı.

Pyret doğadaki diğer memelilerle yakınlaşmayı çok sever. Özünde iyilik mi vardır, kötülük mü?

Agusta Prima zamanı kavramak ister. Zaman onun kaldırabileceği bir kavram mıdır?

Teyzeler'in kutsal bir görevi vardı: genişlemek.

Jogannath ulu anne ile Rak'ın öyküsü.

Bir anda elinizden kayıp giden zamanla tuhaf diyarlara aktığınız bir damar. Zamanın hangi mekanında olacağınızı kestirmek çok. Bunların arasındaysa geriye ne kalıyor?

Bendeki kitap Aylak Kitap'tan Tülin Er çevirisiyle Haziran 2014 baskısının elektronik hali.

e-Kitap:
Idefix.com
Dr.com.tr
Calibro E-Mağaza

Kitap:
Idefix.com
Dr.com.tr
Kitapyurdu.com
Babil.com


26 Şubat 2017 Pazar

Başka Zaman Kütüphaneleri

0 yorum
Zoran Zivkovic ile tanıştığım kitabı. Akıcı bir dile sahip. Fantastik olayların aslında o kadar uzak olmadığını anlatıyor. Zoran Zivkovic keşke daha önce tanışsaydım dediğim yazarların içerisine girdi bile.
Kütüphanelerin bir şekilde canlı olduğunu içten içe tüm kitapseverler düşünüyormuş gibi gelirdi bana. Zivkovic de benim için bunun ispatı niteliğindedir.

Kütüphanelerin olgun sessizliği içinde hem merak uyandıran hem de insanı ürküten bir çekiciliği vardır.

Zoran Zivkovic bize altı farklı kütüphaneyi anlatıyor.
Bunlar sırasıyla:
1) Sanal Kütüphane
2) Ev Kütüphanesi
3) Gece Kütüphanesi
4) Cehennem Kütüphanesi
5) En Küçük Kütüphane
6) Soylu Kütüphane

Kütüphanelere bakışınızı renklendirecek öyküler bunlar. Bir pazar gününüzde elinizde kahvenizle rahatlıkla bitirebileceğiniz hikayeler. Tabi sonrasında kütüphaneye gitme isteğinizi bastırmanız gerekecek.

Kitapları her zaman çok sevmişimdir ve yeterli bir kütüphanenin nasıl olması gerektiğini, nerelere sahip olması gerektiğini düşünmüşümdür. Kütüphane, bildiğiniz üzere, kitapların evi anlamındadır.
Peki hangi kitapların evi? Her tür kitaba ayrı bir ev mi olmalıdır? Yoksa bu ev tüm kitaplara mı kucak açmalıdır? Ayrıca dünyadaki gelmiş geçmiş tüm kitaplara nasıl sahip olabilir? (Bu soruları sadece ben sormuyormuşum. Bu kitap ile bunu görmüş oldum. Sanal Kütüphane'ye bakınız.)
Bunları düşünürken aklıma da hep kitapların çoğulluğundan mütevellit Yığın Paradoksu gelir.
Yığın Paradoksu kısaca bir kum yığının kaç tane kum taneciğinden oluşacağını sorgular. Örneğin 1 milyon kum taneciği bir kum yığını ise, bir tane kum taneciğini alırsak geriye dokuz yüz doksan dokuz bin dokuz yüz doksan dokuz tane kum taneciği kalır. Bu kum yığını olmamış mı olur?

Kütüphane için de bunu düşünürüm. İki kitap da kelime anlamınca çoğul olmasından dolayı kütüphaneye sahip olmalıdır. Ancak tek kitabın neden bir kütüphaneye sahip olmaması lazım? (Burada da En Küçük Kütüphane'ye bir göz atınız.)

İlk hikaye Sanal Kütüphane: Bir yazar, istemediği bir e-posta alır ve işler o zaman çetrefilleşir.
İkinci hikaye Ev Kütüphanesi: İşe gitmek üzere evden çıkan bir adam posta kutusunu kontrol eder ve oraya nasıl sokulduğunu anlamlandıramadığı bir kitap görür. Her posta kutusunu açtığında ise yeni bir cilt görecektir.
Ayrıca kitapların çok yer kapladıkları da bilinen bir gerçektir. Bu yasayı tersine işletemezsiniz.Kitaplara ne kadar çok yer verirseniz verin, Asla yetinmezler. Önce duvarları ve ardında da adım attıkları her yeri işgal etmeye başlarlar. Kitaplarun işgalinden nasibini almayacak tek köşe evin tavanlarıdır. Yeni kitaplar eve gelmeyi sürdüürürler ve siz tek bir eski kitabı bile atma fikrine tahammül edemezsiniz. Bir de bu arada, yavaş yavaş ve hiç çaktırmadan yeni ciltler kendilerinden öncekileri iterler. Aynı buzullar gibi. (sayfa 35~36-Ev Kütüphanesi)
Üçüncü hikaye Gece Kütüphanesi: Dünyadaki bütün yaşamış ve yaşayan insanların biyografileri bu kütüphanededir! Ayrıca gayet nesneldir!
Dördüncü hikaye ise Cehennem Kütüphanesi: Kitap okumayı herkes çok sevmez. Kitap okumak onlar için bir ceza mıdır? Kiminin cenneti kiminin cehennemi olur?
Beşinci hikaye En Küçük Kütüphane hakkındadır. Bu kütüphaneden geçen kitaplar bir daha görülmekte midir?
Altıncı ve son hikaye ise daha bir ilginçtir. Soylu Bir Kütüphane'de kendine yer bulmaya çalışan bir kitap hakkındadır ve bu kitap karton ciltlidir. Ne kadar da saygısızca!

Bendeki kitap Zepros Yayınları'ndan 2015 Haziran tarihli, Cumhur Orancı çevirisiyle ilk baskısıdır.

Kitap:
Zepros Yayınları
İdefix.com
Kitapyurdu.com
Dr.com.tr


4 Aralık 2016 Pazar

Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar

0 yorum
Harry Potter dünyasına ait kitaplardan birisi. Filmi çıktıktan sonra tekrar ünlenen bir kitap. J.K. Rowling kaleminden gelmiyor. Newt Scammender tarafından yazıldığı bilinenen, Harry Potter serisinde adı geçen bir kitap.

Kitabın neresinden tutsak elimizde kalır.

Albus Dumbledore önsözüyle yazılmış ve kitabın Muggle'lar dünyasına da açıldığı belirtilmiş. Harry Potter serisinin neresinde "Muggler ve büyücülerle cadılar barış içinde yaşadılar" yazıyordu? İfşa oldukları nerede mevcut? Muggler'lar için fantastik canavaları tanıtan harika bir el kitabı olacağını mı düşündüler? Satış politikasına kurban gittiği o kadar bariz ki insan üzülüyor. J.K. Rowling bu kitapta bizim için tam anlamıyla çuvallamıştı. Harry Potter'ın kitap üzerine aldığı notlar da mevcut. Kitapta o notları görünce Hogwarts sıralarını ve hareket eden merdivenleri düşünmemek tabi ki elde değil. J.K. Rowling'in bu kitapta çuvallamış olması bir yana tanıttığı dünyanın büyüklüğü başka bir yana.

Newt Scammender kitabını 2001'de bastırmış görünüyor ki Harry'nin ilk kitabını elimize aldığımız yıla tekabül eder bu...

Newt Scammender çok dağınık yazıyormuş, öyle mi? Kitabın başlangıcındaki tanımlamadaki sistematik çalışma nedense canavarları tanımlarken bulunmamaktadır. Sadece Sihir Bakanlığı'nın derecelendirmesi hepsinde net olarak bulunmaktadır.

Newt Scammender Fantastik Canavarları kitaptakinden çok daha iyi tanıyan bir kişi olarak karşımıza çıkar. Ancak kitaptaki tanımlar çok zayıf kalmaktadır.


Filmiyle birlikte Harry Potter dünyası tekrar hareketlenmiştir. Zira filmin senaristliğini J.K. Rowling yapmıştır ki bu da filmin başlı başına Sihir Dünyası'na derinlik kazandıracağı kesindi. Sanal dünyada gezerken filmin sonuna takılmış o kadar çok genç kuşak gördüm ki üzüldüm. Bu noktadan sonra filmle ilgili içerik mevcuttur.

Fırıncı fantastik canavarları hatırlıyor muydu yoksa hatırlamıyor muydu? Aslında bu çok da önemli değil. Bunun üzerine makaleleri gördüm, okudum da... Ancak Ölüm Yadigarları göndermesini ve Grindelwald'ın varlığı her şeyden ötedir ve Sihir Dünyası'na bambaşka bir boyut kazandırmıştır!

Bu noktada film kitabın kendisinden kat be kat öne geçmiştir. Bu blog kitaptan ziyade Sihir Dünyası'ndaki bu yeni gelişmeye yöneliktir. Aslında olan şudur: Scammender döneminden Harry Potter öncesine ait tarihi göreceğiz. Lanetli Çocuk'un da gelmesiyle Sihir Dünyası'nı hareketli yıllar bekliyor diyebiliriz.

Fantastik Canavarler Nelerdir, Nerede Bulunurlar'ın orijinal baskısı tükenmiştir. İkinci el kitapçılarımız da "piyasayı fırsat bilerek" kitabı etmeyen değerler üzerinde satmaktadırlar. Kitabı sırf filminden dolayı alacaksanız almayın. Yapı Kredi yeni baskısını yapacaktır diye tahmin ediyorum. Piyasa canlandı ne de olsa...

Her şey bir yana J.K. Rowling, puslu alanları bize biraz daha gösterecek.

Diğer bir tartışma konusu da Harry Potter'la tanıştığımız bu dünya üzerine yeni yapıtların gelmesi var olan büyüyü kötü yönde mi etkiliyor... J.K. Rowling Harry Potter'ın ekmeğini mi yiyor yoksa Sihir Dünyası'nın tarihçesini anlatmak için yanıp tutuşuyor mu?

Çizimler ve metin J.K. Rowling'e ait. Kitabın orijinal baskısı Diagon Yolu Obscurus Book'a ait.
Kutlukhan Kutlu kitap editörlüğünü üstleniyor ve canavarların isimlerinin çevirileri ona ait.
Çevirmen ise Sevin Okyay ve Gül Sanoğlu. Kitap ilk baskısını 2001 yılında yapmıştır.

Filmin altyazılarında da keşke bu ekibi dikkate alsalarmış...
Film ayrı dünya kitap ayrı bir dünya. Film Newt Scammender'ı anlatıyor, kitap ise Newt Scammender'ın yazdığı kitap. Bunun ayrımına iyi varmak lazım. Bu yeni serinin devamını merakla bekliyor olacağım.







27 Kasım 2016 Pazar

Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: Ruhlar Kütüphanesi

0 yorum
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları üçlemesinin son kitabı.
Tabi set ilk çıktığında yazmıştım bunları. 10. yılının dolduğu bu dönemde serinin altıncı kitabı geliyor!
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: Kuşlar Meclisi
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: The Desolations Of Devil's Acre (Şeytanın Arka Bahçesi'nin Perişanlığı) (Kitap anadilinde 23/2/2021'de çıktı.)


Diğer iki kitabı okumayanlar için buradaki içerik sürpriz kaçıran durumundadır.

Jacob'ın tuhaf yeteneği tuhafların tek umududur. Ymbryne'ler hortlakların eline düşmüştür. Kurtaramazlar ise tuhaflar dünyasının sonu gelecektir.

Tuhafların dünyasının derinliği gittikçe ilerliyor. Ancak son kitap hortlaklar ve tuhaflar arasındaki çatışmanın köklerine gidiyor. Dünya gizemlerini hala koruyor. Bu da yeni bir seri için umutlandırıyor.

Emma ve Jacob kötülüğün kalbine doğru ilerliyor. Kaçınılmaz savaş vuku bulacak.

Ruhlar Kütüphane'sinin anlamı ise çok daha ilginç. Bu kütüphanenin tarihini ayrı bir kitapta okumak isterim.

Ransom Riggs çok ilginç bir dünya ile bizleri tanıştırdı. Çok hızlı aktı gitti sayfaların arasında. Bu da tuhafların tarihini daha da merak ettirtiyor. Millard'ın kaleminden yeni hikayeler gelir belki...


Bendeki kitap Aslı Dağlı çevirisiyle Eylül 2016 tarihli ilk baskısı.

Kitap:
İthaki
İdefix.com
Kitapyurdu.com
Dr.com.tr
Babil.com


26 Eylül 2016 Pazartesi

Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: Gölge Şehir

0 yorum
Bayan Peregrine'nin Tuhaf Çocukları serisinin ikinci kitabı.

Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: Gölge Şehir
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: Ruhlar Kütüphanesi
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: The Conference of the Birds (Kuşlar Konferansı) (Türkçe tercümesi henüz çıkmadı.)
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: The Desolations Of Devil's Acre (Şeytanın Arka Bahçesi'nin Perişanlığı) (Kitap anadilinde 23/2/2021'de çıkacak.)

Tuhaflar adadan kurtulmuşlardır. Jakob dedesinden dinlediği insanların hala zaman zaman rüya olduğunu düşünmektedir. Bayan Peregrine kuş formunda sıkışıp kaldığını düşünmektedirler ve ona yardım edecek bir ymbryne aramaktadırlar. Bu onları beklenmedik bir yere götürmektedir ve bu yolda Jakob tuhaflığında yeni noktalar keşfedecektir.

Bu noktadan sonra, ilk kitabı okumamış olanlar için içerik uyarısında bulunmalıyım. İlk kitabın içeriğinden alıntılar, açıklamalar olabilir.

Ransom Riggs, çok ilginç bir dünya yaratmış ve dünyanın kötü karakterleri gerçekten de rahatsız edici boyutta olabiliyor.

Serinin en ilginç noktalarından biri döngüler. Zaman, her zaman için insanlarda büyük bir soru işareti şeklinde kalmıştır. Ransom Riggs, bu soru işaretinin kıvrımlarında geziyor. Döngü yeniden başlatılmadığında döngünün ertesi gününe geçiliyor. Peki yeniden başlamayan döngüde yaşayanlar ertesi günde, geçmişlerini mi yaşıyorlar, yoksa geleceklerini mi? Döngü içerisinde diğer döngülere geçişlerde zamanın diğer bir odasına geçiş gibi oluyor. Daha önceki zamanlara ait bir döngü içerisine girip döngü oluşturulabilir mi?

Daha nice sorular! Zaman göreceliği içinde syndrigasti varlığı büyük tehtit altında!

Kitabın sayfasını açar açmaz bir döngü içine girdiğinizi hissediyorsunuz! Üç gün içinde bitebilen bir kitap.

Bendeki İthaki Yayınları'ndan Aslı Dağlı çevirisiyle Eylül 2016 tarihli ilk baskısı.

Kitap:
İthaki Yayınları
Dr.com.tr
Kitapyurdu.com
İdefix.com
Babil.com


21 Eylül 2016 Çarşamba

Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları

0 yorum
Ransom Riggs ile bu kitap sayesinde tanıştım. Kitabı ilk elime aldığımda fotoğraflar ilgimi çekti. Bu siyah beyaz fotoğraflardan kitabın korkuya yakın bir türde olacağını düşünürken fantastik kurgunun içinden geldiğini okuduktan sonra anladım. Sayfaları çevirdikçe sepya kokusunda bir dünya canlanıyor, renkleniyor.

Altı kitaplık bir serinin ilk kitabı.Seri sırasıyla:
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: Gölge Şehir
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: Ruhlar Kütüphanesi
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: Kuşlar Meclisi
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: The Desolations Of Devil's Acre (Şeytanın Arka Bahçesi'nin Perişanlığı) (Kitap anadilinde 23/2/2021'de çıktı.)

Kitabın çok ilginç yanlarından biri, kitap içinde fotoğraflar, çizimler mevcut! Kitapta çok ilginç bir ortam oluşturmuş. Kitap mı fotoğraflarnda besleniyor, fotoğraflar mı kitaptan ayırt etmek olanaksız.

Fotoğraflarla ilgili şu notu aktarmadan geçemem.
Bu kitaptaki bütün resimler orijinaldir ve çok az rötuş yapılan birkaç fotoğrafın dışında üzerinde hiçbir oynama yapılmamıştır. (sayfa 397)
Abraham Portman'dan torunu Jacob'a geçen bir hikaye aslında bu. Jacob dedesinin anlattığı tuhaf hikayelerle büyümüştür. Büyüdükçe hikayelerin masal olduğuna kanaat getirmiştir. Ancak hayatı değişecektir. Dedesi öldürülmüştür.
"Zamanımız kalmadı," diye fısıldadı. Sonra sarf ettiği gayret yüzünden tir tir titreyerek başını topraktan kaldırıp kulağıma yaklaştırdı: "Kuşu bul. Döngünün içinde. İhtiyar adamın mezarının diğer tarafında. 3 Eylül 1940." Başımla onayladım ama anlamadığımı fark etmişti. Gücünün son kırıntısıyla, "Emerson - mektup. Neler olduğunu onlara anlat, Yakob," diye ekledi.(sayfa 39)
Jakob'un hayatı bu olayla birlikte öncesi ve sonrası olarak değişecektir.

Sayfalar ilerledikçe bir o kadar yabancı ve bir o kadar tanıdık bir dünyanın içinde buluyoruz.

Ransom Riggs'in sade bir anlatımla, yormadan anlatıyor. Bu anlatımla daha da gerçekçilik kazanıyor. Ransom Riggs başka bir döngüden bizlere ulaşıyor.

Kitapla ilgili olarak İthaki Yayınları tekrar aynı hataya düştü! Kitabın yakında filmi geliyormuş ve bu filme özel(!) kapak yapmışlar! Allah'tan bendeki kitap film afişli olan kapak değil, orijinal olan kapak!

Bendeki kitap İthaki Yayınlar'ından Aslı Dağlı çevirisiyle Ağustos 2016 tarihli ciltli 7. baskısı.

Kitap:
Kitapyurdu.com
Dr.com.tr
İdefix.com

15 Eylül 2016 Perşembe

Oz

0 yorum
Adam Fawer'ın yeni kitabı. Olasılıksız ile hızlı bir çıkış yapıp, Empati ile hayal dünyasını konuşturmuştu. Hala bahsettiğim bu iki kitabı okuyanlar mevcut. Türkiye'de kuvvetli bir hayran kitlesi oluşturmuş. Zaten Adam Fawer bundan bahsetmiş.

Çok zamandır Adam Fawer'dan bir kitap bekleniyordu. Ancak bu şekilde değil. Kitabın arkakapağından:
Yeniden keşfetmeye hazırlan: OZ'u ya da kendini!
Kitabın Oz Büyücüsü'ne bir şeyler göndereceğini bekliyordum ama olayların tekrar yaşanacağı konusunda bir fikrim yoktu. Beklentilerin yüksekliği kitabı okurken okuyucuya bir o kadar kötü hissettiriyor. Böyle olunca da acaba gerçekten Adam Fawer mı yazdı diye düşünmeden edemiyorum.
Yani sonuçta bahsettiğimiz kişi Adam Fawer. Olasılıksız gibi kurgusal be bilimsel zenginliği olan bir kitap, ardından Empati gibi bir kitapla gelip tek atışlık bir kalem olmadığının göstergesi varken bu kitaba büyük heves göstermemek olmazdı. İlk fırsatta da edindim.
"Derken 2010 yılının başlarında Brooklyn'e sürpriz bir ziyaretçi geldi: Egemen. Bizim evin hemen yanındaki Avustralya barında Egemen bana üçüncü kitabımı bitireceğime dair söz verdirdi.Becerebileceğimi sanmadığımdan söz vermek istemedim ama Egemen kolayca reddedilecek biri değildir ve birkaç biranın ardından boyun eğdim." (Teşekkür metninden.)
Acaba Adam Fawer'ı bu kadar zorlamasa mıydık? Evet ortada iki kitap var.

Aslında arka kapakta kitabın ne olduğunu gayet açık söylüyor. Ben sadece buna ihtimal vermemiştim. Adam Fawer'ın başka bir planı vardır diye elime almıştım kitabı. Bir dalgalanma, bir ışınım, bir şeyler olmalıydı. Yoktu. Paralel evren sembolleri, film negatifi bir dünya, ters yüz olmuş kelimeler veya semboller veya başka şeyler... Bu kitapta aradığımı bulamadım. Kalem Adam Fawer'ın kalemi değil gibi. Belki de anlatmak istediği de bu. Hangi Adam Fawer?..

Son sayfadan içerik paylaşacağım. İçerik paylaşım uyarısıdır. Kitabın sonundan; son cümlesinden alıntıdır.
" 'Oz Büyücüsü filmini bilir misin?'
Başıyla evetledi Seymour. Herkes bilirdi o filmi.Çok eskiydi.
'Şey... O filmdeki her şey oldu... Yani benim başıma geldi... Ben... Dorothy benim." (sayfa 381)
Bendeki kitap April Yayıncılık'tan Algan Sezgintüredi çevirisiyle Haziran 2016 tarihli ilk baskısı.

Kitap:
April Yayınclık
Kitapyurdu.com
İdefix.com
Babil.com

 

4 Haziran 2014 Çarşamba

2012 Kristal Kafatası

0 yorum

Manda Scott'ın kitabı ve onun okuduğum ilk kitabı. Fantastik serüven kitabı.

Cedric Owen mavi kristal bir kafatası şeklinde taşa sahiptir. Bu taş sırlarıyla beraber kaybolmuştur. Ancak Stella'nın eşi Kit, bu taşın peşindedir. Kit, bu taşın bir mağarada olduğunu düşünmektedir. Stella da mağaracıdır. Kit ile Stella bu taşı bulurlar ve olaylar başlar. Taşın sırları yavaş yavaş meydana çıkmaktadır.

Nostradamus gibi bilindik karakterlerin de öykü içinde olunca daha ilginç bir öykü ortaya çıkmıştır. Ancak Manda Scott'ın üslubuna nedense alışamadım. İsimlere alışmak nedense zor oldu bana. Diğer yandan bol karakterli ve karakterler girip çıkınca sahneye kişi takibi zor oluyor. Bununla birlikte olayların birden yön değiştirmesi takibi yine zorlaştırıyor.

Kitap başta bir macera kitabı gibiyken fantastik bir durumun mevcudiyeti ortaya çıkıyor. Fantastik dünyanın kalbinde kristal kafatasının birden fazla isminin olması da sizi şaşırtmasın.

Maya efsanesine İngilizvari bir bakış olmuş. Lakin ben pek eğlenemedim. Konu gereğinden uzun tutulmuş hissindeyim. Bu hisle birlikte takibin de zor olması okumayı zorlaştırıyor. Bunlara rağmen yakalanmış olan ilginç öykünün hatrına biraz okunuyor. Ancak yine de bundan daha iyi kitaplar olduğu kanısındayım.

İşin gerçeği kitabı pek beğenmedim. Oysa yüksek beklentilerim vardı. Arka kapaktaki "şifre" kelimesine kanmamak lazım. Zira kitabın yarıdan fazlasını okudum, şifre mifre görmedim. Okumadığım kısımda vardıysa bilemeyeceğim. Diğer yandan öykü içi dengesizlikler de üzücü oldu. Bunlara ek, bölümlerin çoğuna konuşmayla başlayan Manda Scott, sinemadaki, siyah ekranda arkadan gelen konuşma sesleri havası estirmeye çalışmış gibi. Tabi ki bu da olmamış.

Maalesef kitabı bitirmeden yazıyorum. Çünkü bu kitaba ayırdığım zaman, kanaatimce, haddini aştı. O yüzden başka kitaplara yönelmek taraftarıyım. Kitabın sonunu okuduğumda bir düzenlemeye gideceğim.

Bendeki kitap Pegasus Yayınları'ndan Çağdaş Özkan çevirisiyle Ocak 2010 tarihli ilk baskısı.

Kitap:
Pegasus Yayınları
Kitapyurdu.com
İdefix.com


7 Şubat 2014 Cuma

Yeşil

0 yorum

Ted Dekker ile tanıştığım kitap. Maalesef, beklentilerimin altında...
Tarih Kitapları'na göre, 2010 yılından sonra meydana gelen her şey aslında M.S. 4036'da başladı. (sayfa 5)
Bu cümleyi okuduktan sonra ilk düşüncem, 2010 yılı ve sonrasındaki insanlar, kendilerini 2010 yılında zannetmelerine rağmen M.S. 4036'ta yaşamaktaydılar. Bu yanılsama fikri çok hoşuma gitmişti. Ancak işin aslı, M.S. 4036 ile 2010 yılı farklı zaman hızlarında olmak üzere aynı anda yaşanmaktadır. M.S. 4036'lı yılların 10 yılı 2010'ların 30 küsür yılına tekabül eden bir oran geçiyor kitabın içinde. İlk hayal kırıklığım bu şekilde gerçekleşti.

M.S. 4036'lar 2010'ların geleceği durumunda. Aynı dünya üzerinde geçtiğini varsayıyorum. Çünkü kitap içinde buna benzer bir ibare göremedim, gördüysem de dikkatimden kaçmış olması çok olası. Çünkü peşpeşe iki cümle arasında konu bağlantısı hiç olamayabiliyor. Böylece Ted Dekker'ın üslubundan beklentimi düşürmeye başladım.

Ted Dekker, bu ikili zaman dünyasını 4 kitaplık bir seri halinde düşünmüş. Birinci kitabın adı Siyah. Yeşil ise sıfırıncı kitap. Ted Dekker, istersek birinci kitaptan başlayıp sıfırıncı kitapla seriyi bitirebileceğimizi, istersek de sıfırdan başlayıp üçüncü kitapta seriyi bitirebileceğimizi söylüyor. Yani bir çember oluşturduğunu belirtiyor. Bu olay çok büyük bir risk teşkil ediyor. Bu sebeple de kitap içinde 1-2-3-0 sıralamasıyla okuyacakların anlayabileceği bir çok nokta bulunmaktadır. 0-1-2-3 sıralamısıyla okuyacaklar ise 1-2-3'te ne olduğunu merak ettirmeyi amaçlayan gizli noktalar bulunmakta. Bu da okumayı daha da sıkıcı hale getiriyor.

Thomas Hunter, M.S. 4036 ile 2010 yılı ikili zaman dünyası arasında geçiş yapan ilk kişi. Ancak biz Yeşil'de Thomas Hunter'ın ilk geçişini değil, son geçişinden gelecek zaman yılına göre 10 yıl sonrasını okuyoruz. Bununla beraber tahmin ettiğim bir olay da şudur: Ted Dekker Thomas Hunter'ın ilk geçişin (artık hangi kitaptaysa) nasıl olduğunu anlatmayarak, sıfırıncı kitapta bu geçişin detaylarını vererek son kitap vasfı kazandırmak istediğini düşünüyorum. Böylece Thomas Hunter gelecek zaman yılına göre 10 yıl öncesinde bu ikili zaman arasında bir geçiş yaparak dünyayı kurtarmış...

Bu -muş'lar kitap içinde ilginç şeylere sebep olabiliyor. Mesala, birden gelecek zaman yılındaki meyvelerin aslında iyileştirici ve güçlendirici gücü olabiliyor. Yahut, bir bölüm öncesinde bir yere giden ve ne yaptığı bilinmeyen karakterlerden biri, cebinden bir şey çıkartabiliyor... Böyle mesela şu da varmış, çocuksuluğuyla oluşturulmuş gelecek zaman var. Ancak diğer yandan şunu da düşünüyorum. Ted Dekker, böyle bir rastlantıların sebeplerini diğer kitaplarda anlatmış olabilir. Yahut böyle umuyorum.

İkili zamanda, M.S. 4036'lı yıllarda fantastik bir dünya, tam olarak hayal edemediğim garip konuşan yaratıklar ve tuhaf tanrılar -ya da tanrı çocukları veya ona benzer şeyler- var. Thomas Hunter, Elyon adlı bir tanrıya tapıyor ve bu tanrı tipik iyi. Thomas Hunter'ın gelecekteki karısı (çünkü 2010'larda başka bir kadın daha varmış meğer) tipik kötü tanrıyı -Teeleh- izleyen ve alsında kafası karışık olan kumandan Qurong'un kızıdır. Ve Thomas Hunter'ın oğlu Samuel de Elyon'un amacını (ne olduğunu tam anlamadığım bir amaç) düşmanla savaşarak gerçekleştirmek istiyor. Oysa ki Hunter'ın takipçileri savaşmayı bırakmış barışçıl bir topluluktur. Yani Samuel yoldan çıkmıştır. İşte böylece tipik; iyi ve kötü arasında gerçekleşen bir entrika var.

Karakter listesine gelince, gerekli gereksiz (belki de hepsinin ilerideki kitaplarda bir yeri vardır) bir çok isim var. İsimlere boğulmamak elde değil. Bu isim kalabalığı arasında, bazı isimler önce çıkıyor ki onlar zaten başkahramanlar... Ancak bir zaman sonra öyle bir ismin varlığını bile unuttuğunuz bir anda, karakterlerden birisi söze karışabiliyor.

Martı Yayınları'nda alışık pek alışık olmadığım imla ve baskı hataları bu kitapta var. Bana mı öyle geldi yoksa yayına hazırlayan Şahin Güç de mi kitabı incelerken sıkıldı bilemiyorum.

Ted Dekker, seri için kitapların isimlerini güzel düşünmüş ancak, çember oluşturacağım kaygısıyla, hikayesindeki kopukluklar okumayı güçleştiriyor. Ancak, Ted Dekker'ın oluşturduğu ilginç bağlantılar da kitap için hala bir umut olabileceğini gösteriyor. Örneğin gelecekten günümüze kaçan Shataiki (dişlerinde kan taşıyan ve bu kan sayesinde üreyen aseksüel yaratıklar) vampir türünün ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Hayal kırıklığına uğradığım bir kitap oldu. Seriye devam eder miyim hiç bilmiyorum. Ancak önce okumak istediğim kitapları okuyacağım kesin. Ted Dekker, ilginç bir ikili zaman kuramıyla yola çıkarak dikkatimi çekmişti ancak ilerledikçe işler değişti. Kimileri için bir kıstas olan Niv York çok satanlar listesinin bu kitabı da kapsadığını belirtmek isterim. Sanırım benim hatam 0-1-2-3 sıralamasıyla başlamış olmam. 1 no'lu kitaba göz atmayı düşünüyorum.

Kitap, Martı Yayınları'ndan Mihriban Doğan çevirisiyle Nisan 2012 tarihli baskısı.

Kitap:
Martı Yayınları
İdefix.com
Kitapyurdu.com

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Hobbit

1 yorum

J.R.R. Tolkien'in Ortadünya'sının ilk kitabı! Silmarillion ile Tolkien'in Ortadünya'sının notlarına başlamıştım. Silmarillion'daki takip zorluğu bu kitapta yok. Tersine çok akıcı bir şekilde ilerliyor! Ancak yine de sanki Tolkien daha çok şey anlatmak istiyormuş hissine kapıldım. Bol hayal gücü ile başbaşka bir macerayı bizlere aktarmış!

"Topraktaki bir oyukta bir hobbit yaşardı. Solucan kuyruklarıyla ve sulu çamur kokusuyla dolu, iğrenç, pis, ıslak bir oyuk değil, oturacak veya yemek yiyecek bir yeri olmayan kuru, çıplak, kumlu bir oyuk da değil: Bir hobbit kovuğuydu ve bu da konfor demekti." (sayfa 7)
Sözleriyle başlayan mit üslubuyla bizleri Ortadünya macerasına götürüyor. Bolca bulunan düğümlerden "nasıl kurtulacaklar" hissini tekrar tekrar yaşıyoruz ve Tolkien bu sorunun cevabını çok uzatmadan hemencecik veriyor! Bu da kitabı ayrıca ilginç kılan bir özellik olarak gözüme çarptı.

Hobbitimiz meşhur Galdalf'ın da eşliğinde, Yalnız Dağ; Dağaltı Krallığı varisi Thorin önderliğinde bir araya gelmiş cücelerle birlikte, Dağaltı'nı; ejderha Smaug'tan geri almak için yola çıkar! Hobbit burada hırsız görevindedir! Bu görev Yüzüklerin Efendisi üçlemesine yol açan bir olaya da imza atıyor.

Ortadünya yollarında gezinirken "ben olsaydım ne yapardım" sorusunu da sormaya başladıysanız Ortadünya'nın uçsuz buçaksız sınırları içinde gezimeye başlamışsınız demektir!

Irkların türüne göre var olan karakterleri net çizgilerle çizilmemiş olmasının kazandırdığı belirsizlik meraka yol açıyor.

Bu kitabın önce filmini izleyip daha sonra bu kitabı okudum. Bu da ayrı bir tat katıyor. Sinema uyarlamasının bu kadar çok sevilmesinin nedeninin şu olduğunu farkettim; filmlerin sanat yönetmenlerinin beklentilerin üzerinde bir iş koymuş olmasıdır. Zira kitapta karakterler için çok detaylı bir çehre betimlemesi bulunmamaktadır. Bunu da Tolkien'in bir başka imzası olarak görüyorum: Ortadünya sadece benim değil, hepimizin. Hepimiz bir şeyler katmalıyız.

Sayfa 25'te sözleri geçen şarkının; kitabın sinenama uyarlamasında benim için mükemmel olması da ayrıca hoştur. Kitabı okurken, tekrar tekrar dinlediğim bir şarkı olmuştur. Şarkı için : http://www.youtube.com/watch?v=BEm0AjTbsac

Kitabın sonu olması doğal ama beklenmeyen sonlardan olmuş. Bu da ayrı bir tat katmış.

Bendeki kitap İthaki Yayınları'ndan Gamze Sarı çevirisiyle Kasım, 2011 tarihli 6. baskısı.
İthaki Yayınları
Kitapyurdu.com
İdefix.com

28 Haziran 2013 Cuma

Silmarillion

0 yorum

J.R.R. Tolkien'in oğlu tarafından babasının notlarından derlenerek baskıya hazırlanmış, Ortadünya'nın yaratılışı.  Eru Ilúvatar'ın Ortadünya'yı yaratışından başlayan macerada Tolkien'in hayal dünyası içinde kaybolacaksınız. O kadar çok isim o kadar çok olay var ki J.R.R Tolkien'in bunu baskıya hazırlayamamasına şaşmamak gerek. Okurken bir zaman sonra karakter takibini yitiriyorsunuz. O yüzden karakter takibinden ziyade olay takibine başladım.

Önsözde Tolkien'in uzun bir mektubu var ki tüm Ortadünya'nın özeti şeklinde. Öykünün belkemiğini anlatıyor. İşin açıkcası rahatça anlayabildiğim ve takibinde zorlanmadığım kısım orası oldu. Ortadünya ayrıca bir uğraş alanı olmasının sebebi de bu olaylar ve karakterler örgüsünün bolluğu. Tolkien'in Ortadünya'sı her şeyin olmasının yanı sıra ucunun da açıklığı ve geliştirilebilirliği daha da ilgi uyandırıcı durumdadır. Tolkien'in sanatı ve hayal gücü bize üzerine geliştirilmesi için binlerce yeni fikir sunmuştur. İşin tuhaf yanı Tolkien, mektubunda yazılarını vahiy gelmişçesine yazdığını belirtmiştir. Bu kadar büyük bir dünyayı yazmak için çok düşünmek gerekliliği malumdur.

Bu kadar çok öyküyü içinde barındıran eserde temel öykü Ortadünya'nın başlangıcı nedir ve neler Elfler, İnsanlar, Orklar, Cüceler ve diğer yaratıklar neden vardır gibi Ortadünya'nın ilk zamanlarını anlatan bir eser. Meraklısına bir kitap olarak değerlendirmek yanlış olmaz.

Ortadünya yarıtılır. Morgoth, İnsan varlığını kabullenemez. Kötücül bir yapıya bürünmeye başlar. Elflerin görevi ise insanlar için daha güzel bir dünya oluşturmak. Silmaril, üç adet taşın adıdır. Bu taşlar Ağaç ışığından Feanor tarafından üretilmiştir. Morgoth bunları ele geçirmiştir ve kadim dünyann sert olayları başları başlamıştır. Silmariller daha sonra yine karşımıza çıkacaklardır ki bu önsözdeki mektupta da belirtilmiştir.

Bendeki eser İthaki Yayınları'ndan Berna Akkıyal çevirisiyle Ağustos 2011 tarihli 3. baskısıdır.
İthaki Yayınları Sitesi
Kitapyurdu.com
İdefix.com


 
Copyright © Kitaplık
S.Y.