24 Temmuz 2026 Cuma

HAYAT İMKANSIZ

0 yorum

 Matt Haig kitabı. Bir öğretmene gelen bir mektup ve mektup ile gelen miras haberi sonrası hayatının değişim yolculuğuna çıkıyoruz.

Hiçbir şey için geç değil temalı kitapta Matt Haig yine bir başka evrenden bir kesit sunuyor bize. Bu sefer birazcık da polisiye esintileri var. Acaba neden arkadaşı ona miras bıraktı?

İbiza'ya giden emekli matematik öğretmenimiz Grace Winters yolculuğunda kendisini affedebilecek mi?

İbiza'ya hiç gitmedim. Gitmiş kadar oldum mu bu kitapla onu da bilemiyorum. Grace'in acısına merhem olacak mı bu lütfedilen mektup? Peki gittiğinde göreceği arazi kavgasına yardımcı olacak mı?

Grace (lütuf) bahşedilmiş yaşamı koruyabilecek mi?

Defterlerime baktım ama çok not almamışım bu kitapla ilgili. Biraz daha tekdüze gitmiş, kendimi akışına bırakmışım. Acaba ne çıkacak diye sonunu elbette ki beklettiren bir kitap. Ancak pişmanlıklar ve suçluluklar bizi kendi kendimize sonsuza kadar cezalandırmamıza neden olmalı mı diye düşündürüyor. 

Tebdili mekanda ferahlık vardır demiş atalarımız. Muhakkak ki var. İbiza'da o ışıltı nedir acaba?

"Bunu sözcüklere dökmek çok zor çünkü sözcüklerin çoğu beş duyu için yaratılmış; altıncı, yedinci, otuz sekizinci ya da bu kaçıncı hisse artık, bunları anlatamıyorlar. (sayfa 146)

Bendeki kitap Kıvanç Güney çevirisiyle Aralık 2024 tarihli üçüncü baskısı. İlk baskısını Eylül 2024 yılında gerçekleştirmiş.

Kitap:

Domingo Yayınevi

ZAMANI DURDURMA YOLLARI

0 yorum

Bir başka Matt Haig kitabı. Kapak tasarımına şimdi tekrar bakıyorum da kum saati içerisindeki gül bir zamanın sevgiden oluştuğuna bir selam olarak kitap sonrasında karşımıza çıkıyor. İlk bakışta çok bir şey ifade etmiyor. 

Arka kapak başında sorulan soruya kendim için cevap bulmaya çalıştım. Tek yaşam yeterli sanki. İlkinde yaptığın hataları ikincisinde yapmazsın değil mi? Sonra da düşündüm Gece Yarısı Kütüphanesi'ndeki olasılıklar ve hata gibi gözüken hata olmayanlar. Kaç ömür gerekir yaşamayı öğrenmek için? Aslında hiç gibi duruyor şimdi bakınca da. Doğduğumuz andan itibaren içgüdüsel olarak yaşıyoruz.

Matt Haig bu kitabında ben anlatım ile yola çıkmış. Önceki kitaplarında o anlatım ile okumuştuk. 

Tom Hazard 41 yaşında sıradan bir tarih öğretmeni gibi karşımıza çıkıyor. Ta ki onu birileri bir fotoğrafta gördüğünü anımsayıncaya kadar.

Matt Haig mevcut yaşamımızdaki olumsuzluklara, kaygılara karşı farklı dünyalardan -tüm kitaplarını düşünerek- kesitler alarak bizlere sunuyor. Yeni bir evren yaratmıyor. Evrenler orada zaten var. O evrenden bir kesit alıyor bizlere aktarıyor. Haliyle o evrenlerin çarklarının nasıl döndüğünü düşünmek okuyucuya kalıyor. Bir tür oyun gibi hissettirdi bu bana. 

Bu evreninde de Dünyalı (The Man From Earth) filmine bir göndermesini bekledim açıkçası. Tabi ki Tom en başından beri yoktu ama çokça zaman vardı. Tanışmış olamazlar mı? 

Karakterimizi okurken yıllar, bir ileri bir geri ilerleyen örgüyle karşımıza çıkıyor. Karakterimizi geçmişi ve şimdisiyle tanıyoruz. Sonunda da bizlere biraz umut biraz hüzün biraz da durgunluk bırakıyor. Evrenleri yeniden kurmay çalışmıyor. Kesitten aldıklarımı konuşuyoruz. Dinamiklerin tamamını bilmiyoruz tıpkı yaşamayı öğrenmeye çalışmak gibi. 

Tom'un aklında bu kadar çok anı nasıl birikebiliyor? En çok merak ettiğim konu bu. Bu kadar çok anıyı nasıl geri çağırabiliyor? Ben ki bu bloga başladığım ilk kitapları daha iyi hatırlarken yakında okuduğum kitapları daha çabuk unutur hale gelmişken Tom kimliğini nasıl unutmuyor? Hep eskiye gitmek istemez mi? 

Ama! İnsan derler; en sevdiğini kişiyi yitirdikten sonra yavaş yavaş sesini, görüntüsünü ve kokusunu unutur. Unutmadan yaşamak mümkün mü?

Kitap günümüzde başlıyor. Daha sonrasında Londra'ya 1623'e dönüyoruz ve Rose ile tanışıyor. Olaylarımız gelişmeye başlıyor. Devran dönerken insanlar gidiyor. Devrana eşlik edecek insan çıkınca acılar başlıyor. 

"Modernizm kükreyerek ilerlese bile geçmiş kalır ve yankılanmaya devam eder." (sayfa 41)

Eskiler hep nostaljik bir acıyla, gül dikeni misali sızlatacak. Haliyle "eski"lere eski diyen yeniler de eskiyecek. Eskidiğini farketmeden.

"Geçmişle yapabileceğimiz tek şey, onu sırtamızda taşımak ve ağırlığının git gide arttığını hissederken altında kalıp ezilmemek için dua etmek."(sayfa 61) 

Ama bir an gelecek geçmiş elimizde biriktirdiğimiz en kıymetlimiz olmuş olacak. 

"Benim adım... Tom Hazard. Bu isim bile o kadar çok şey ihtiva ediyor ki. Beni bu isimle çağıran herkesi içeriyor. Annemi, Rose'u, Hendrich'i, Marion'ı. Ama bir çapa değil. Çünkü çapa sizi bir yere sabitler. Bense hala sabitlenmiş değilim."(sayfa 104) 

Peki bir insan kaç kişi olabilir?

"Hayatımda bir çok farklı kişiliğe, bir çok farklı role büründüm. Bir kişi değilim. Tek bedene toplanmış kalabalığım." (sayfa 104) 

Kişiler ve kişiler ve kişilikler kendisini nasıl ifade eder?

"Başkalarından alıntı yapmamın sebebi, kendimi daha iyi ifade edebilmektir."(sayfa 215)

Kişi kendisini kendi cümlelerinden gayrı nasıl daha iyi ifade eder? Şairler bu yüzden varlar. Hepimize duygular öğretilmedi, her duyguyu da her insan yaşamadı. Diğer taraftan da başkalarının lafı bu senin değil, alıntılıyorsun, kendin kurmuyorsun. Ee şimdi de hangi kendim?..

"Sevdiklerimiz asla ölmez." (sayfa 285)

Bendeki kitap Domingo Yayınevin'den Kıvanç Güney çevirisiyle Aralık 2024 tarihli yirmi ikinci baskısı. İlk baskısını Ekim 2018'de gerçekleştirmiş. 

Kitap:

Domingo Yayınevi 


23 Temmuz 2026 Perşembe

RADLEY AİLESİ

0 yorum

 Matt Haig'in okuduğum üçüncü kitabı. Bu kitaba başlangıcım da acaba Haig bir polisiye, bir dedektiflik hikayesi mi bizlere sunuyor diyeydi.

Öyle değil. Radley Ailesi tuhaf bir aile. Baba, Anne, Kız Çocuk ve Erkek Çocuk. Bir amca var deli oğlan. Tuhaf ailenin tuhaf ilişkileri arasına giriyoruz. İnsanların arasında varlıklarını sürdüren yaşamlarını idame ettirmeye çalışırken dikkat çekmemeye çalışan ailede işler bir anda değişiyor.

Aile içindeki gizli gerçekler gün yüzüne çıkıyor.

Çocuğunuza söylemediğiniz bir gerçek var mı? Kişiliği ile ilgili derin değişikliklere sebep olabilecek bir gerçek nasıl söylenebilir? Söylendiğinde kişilik değişir mi?

Kişiliklerle ilgili ailenin vermeye çalıştığının tam tersine kötü gözüken huylar yavaş yavaş ortaya çıkarsa anne baba nasıl tepki vermeli? 

Gerçekler gün yüzüne çıkarsa ne olur?

"Sanki büyümek böyle bir şeymiş. Hangi sırların saklanması gerektiğini anlayabilmekmiş. 

Bir de sevdiklerinizi hangi yalanların kurtaracağı." (sayfa 332)

Yalanlar ve gizli gerçekler temelinde bir aile nasıl ayakta kalabilir? Aileyi aile yapan genel kavramlardan ziyade burada Radley Ailesi'ni aile yapan özellikleri okumak gerekiyor. 

Kitabın sonralarına doğru mitolojiye ve Şekspir'e bir selam ile kitap bitiyor. Hayatın içinden çektiği fotoğrafları farklı anlatılar üzerinde bizlere sunuyor Matt Haig. İnsanların aile kavramı üzerine olan bu kitap ilk baskısını Ekim 2025'te gerçekleştirmiş. Bendeki baskısı Aralık 2025 tarihli beşinci baskısı. Kıvanç Güney çevirisiyle okudum.

Kitap:

Domingo Yayınevi

 

İNSANLAR

0 yorum
Matt Haig'in ikinci okuduğum kitabı oldu. Kapak tasarımını ayrıca ilginç bulduğum bir kitap oldu. Matt Haig'in bir köpek evladı var mı acaba? 

Adrew Martin Riemann Hipotezi'ni çözmüş bir matematikçi insandır. Ancak Vonnador Gezegeni'nden birisi bunu açığa çıkmasını istememektedir! Bunun için de matematikçinin durdurulması gerekmektedir. Kaybolduktan bir süre sonra tekrar bulunur; anadan üryan şekilde! 

Sonra Adrew Martin ile insanlara ve insan davranışlarına bir yolculuğa çıkıyoruz. İnsanlığa öğütler, tavsiyeler listeleyecek olsanız neler yazardınız? Şimdiden başlayınız listenize. Haliyle bu öğütler ve tavsiyeler kime olacak? Kendimize mi insanlığa mı?

İnsanlar; insanlar arası bağlar ve insanlar ile köpekler arası bağlar üzerine yıldızlar arası bir serüvene davet ediyor ediyor Matt Haig bizi. 

"Adamın hali burada ölümün hüküm sürdüğünü hatırlattı bana. Burada şeyler eskiyor, bozuluyor, ölüyordu. İnsan yaşamının her yanı karanlıkla sarılıydı. Nasıl başa çıkabiliyordu bununla?" (sayfa İnsan nedir? İnsanı tanımlamak için hangi kelimeleri kullanılıyoruz? Haliyle insanın anlamı nedir?

"Hah! Hayatın anlamı. Hayatın anlamıymış.. Hayatın anlamı falan yok. İnsanlar dünyada kendilerinin dışında değerler arıyor, oysa dünya değer ve anlam sunmadığı gibi insaların bu arayışına da hepten kayıtsız." (sayfa 42)

Anlamlı yaşam ve anlamsız yaşam üzerine çokça konuşuruz. Aristoteles değil miydi varlığı ikiye bölüp, canlı ve cansız varlıklar türlerine bölmedi mi? Cinsimiz varlığa kadar dayanıyor. Varlık'ın ötesi? Bunları biz söylemesek de biliyor muyduk? Yoksa biz söylediğimiz için genel geçer kabullerimiz mi oluşmuş oluyor. Çıkarımcı yaklaşımlarımızda kurduğumuz mantık silsilesi en nihayetinde bir kabul ile başlıyor. Bu kabulu doğrulamak ya da yanlışlamak için elimizde bir kontrol grubu henüz yok. Ya olsaydı? Her şey asal sayıların sırrında saklı olabilir mi?

İnsan varlığı ve var olmanın zorluğunun yanı sıra gelen duygular birliği yaşamı çekilir kılan bir patlama olarak karşımızda duruyor. Duygular olmasa salt mantık bizi daha ileri mi götürürdü daha geriye mi? 

"Dünya bir gündür varsa insanlığın bir dakikadan az bir süredir ortalıkta olduğu gerçeğini de kabul etmek zorunda kalırlar. Dünyanın gecenin bir köründe tuvalete kalkıp işemeyiz biz, hepsi bu." (sayfa 156)

Zaman algısıyla birlikte varlığımıza atfedilen anlam da tanım da çok değişiyor değil mi? Kitabı okurken zaman zaman The Man From Earth (Dünyalı) filmi de aklıma geldi. Oradaki düşünceler zihnimde yankılandı tekrar. Haliyle filmi tekrar izletti. İlkimiz neydi bizim?

Yazarda derinlemesine psikolojik çözümler yok tabi ki. O şekilde çözümlemeleri okuyacak dikkat süresi de kalmadı çoğumuzda, o dinginlik de. Kaygılarımız arasında boğulum giderken bizlere camdan sızan gün ışığını da göstermeye çalışıyor yazarımız. Haliyle havada uçuşan tozları o ışık hüzmesinde görüyoruz. 

Buradan sonra tat kaçıran kısımlar olabilir.

Kitaba başladığımda kendisine yabancılaşmış bir kişiyi okuyacağım fikriyle çok heyecanlanmıştım. Adrew anadan üryan bulunduğunda hafızası da neredeyse yoktu. Her şeye karşı yabancılaşmış bir zihni okumak fikri kulağa güzel gelmişti. Sonra sonra aslında kendisine yabancılaşmadı, asal sayıların sonuçlarını yaşadığını Adrew'un oğlunun şahitliği ile yazar bize gösterince fantastik öğeler de sayfalara girmiş oldu. İnsanı, insan olmayanlar nasıl tanımlardı acaba? İnsan varlığıyla kendi kendine mücadele ederken yaşam kaynağı neydi?

Kitabın sonunda yeni Andrew insanlara tavsiyelerini listeliyor. Son tavsiyemiz de bu yaşam kaynağı sorumuza işaret ediyor olabilir. Ama o cevaba da neden diye sorabiliriz..

Bendeki kitap Domingo Yayınevin'den Elif Ersavcı çevirisiyle Ocak 2025 tarihli onikinci baskısı. İlk baskısını Mart 2022'de gerçekleştirmiş.

Kitap:

Domingo Yayınevi

GECE YARISI KÜTÜPHANESİ

0 yorum

 Matt Haig kitabı. Bir kaç zaman önce okudum. Ancak şimdi yazma fırsatı buldum. Kitap 2020 çıkışlı olup Türkiye'deki ilk baskısı 2021'de gerçekleşti.  Bendeki baskısı 2025 Ocak tarihli 31. baskısı. Domingo'dan çıkan kitabı elinizden bırakamayacağınız bir anılar yolculuğu olarak düşünebilirsiniz.

Anılar yolculuğu sizin de hayatınıza bir bakış atmanıza sebep olacak. Hiç yaşamadıkların anıların olabilir mi? Sonsuz bir bir kütüphanede sonsuz anılar içerisinde hangi kitaptan okumaya başlardınız?

Bu kitabı okuyucusuna göre dört kategoriye ayırıyorum. Ergenlik, gençlik, orta yaşlılık ve yaşlılık. Her dönem için farklı okumalar olacaktır bu kitap. Keza hayat olasılıklarına bakışın olması dönemi sonrası, olasılıklara başlama dönemi geliyor, ardından olasılıkların getirdiği yeri görüp sonunda da yolculuğun tamamına bakmak için duruyoruz. 

Hayat olasılıkları üzerine herkes düşünmüştür. Şurada olabilirdim, bunun yerine öyle davransaydım nasıl olurdu şeklinde ikiye kadar düşünebiliriz. İlki bir yol ayrımı seçimiyle nasıl olurdu merakıyla yolun kendisini merak etme şekli olup ikincisi de yolu merak etmeden yol sonunda nasıl olurdu şekli. Bu iki şekilde de sadece o anlık durum üzerine düşünüyoruz. Peki bu olasılıklar başka zamanlarda zaten yaşanıyorsa? Çoklu evren teorisiyle de konumuzu daha da derinleştirebiliriz. Ancak bunların ister dibi diyelim ister tepesi bir ontolojik soru var oluyor. Hangisi var? Bu olasılıkların hangisi var?

Kıvanç Güney'in çevirisiyle okuduğum kitabın dilinde Markus Zusak tadı aldım. Neden, nasıl bilmiyorum, anımsattı bana onu. Dilin o akıcılığı arasında hızlaca bitirdiğim kitap olasılıklarım üzerine derlememde yardımcı oldu. Kütüphane metaforu ise harika bir şekilde tam karşımdaydı. 

Nora Seed'in ölmeye karar verişinden ondokuz yıl öncesiyle başlıyor kitap. Haliyle bir kütüphanede bulacağız Nora'yı. Nora'nın Kütüphanesi'nin mimarisi işte bu kütüphane olacak. Kendi gerçek bildiği kütüphane. Nora ile tanışmamızın temellerini de burada atıyoruz. 

Kitabı okurken ikili bir şekilde ilerledim. İlki Mat Haig'ın yarattığı bu yeni evrenin mekaniklerini anlamak için notlarımı aldım. Diğer okuma da Nora Seed'i buraya getiren hayat çizgisini Nora'nın algılayışı üzerineydi. 

Nora pek konuşkan olmayan içine kapalı bir arkadaşımız. Haliyle kurduğu tümceler bile çok kısa. Temasını en aza indirmek istiyor gibi. Nora'yı tanımaya başladığımız kısım, hayata bakışına yaklaştığımız kısım 178. sayfada oluyor.

"Hayatta kalıplar var... Ritimler. Bir hayatta kendimizi köşeye kısılmış hissettiğimizde, hüznün, trajedinin, başarısızlığın ya da korkunun tek bir varoluşun ürünü olduğunu düşünmek çok kolay. Yalnızca yaşamanın değil, belli şekilde yaşamanın sonucu olduğunu düşünmek. Demek istediğim, acıya karşılık bağışıklık kazanmamızı sağlayacak bir yaşam tarzı olmadığını anlasak, her şey daha kolay olurdu Mutluluğun doğasında acının da olduğunu. Biri olmadan öbürünün de olmayacağını. Tabii ki farklı düzeylerde ve miktarlada. Ama hiçbir hayatta sonsuza kadar saf bir mululuk içinde olamayız. Öyle bir hayat olabileceğini düşünmek ancak yaşadığımız hayattaki mutsuzluğumuzu büyütmeye yarar." (sayfa 178)

Nora'nın yaşama veya ölüme yaklaşımıyla perdelerimizi açalım. Nora kütüphaneden önce mi bu düşüncedeydi sonra mı? Nora'nın bu düşüncesini besleyen pişmanlıkları ya da özlemleri var mı? 

"Başından beri birilerini etkilemek için benden istenilenlerini yapmak zorunda hissettim kendimi."(sayfa 189)

Tüm çocuklar ilk olarak annelerini ve babalarını etkilemek için bir şeyler yapıyor sanki. Yani neden bir bebek emekleden yürümeye doğru evriliyor? Burada tamamen hiçkimseyi etkilememek için yaşayan var mı? Kurduğum mantıkta zaten bu çöküyor. Bebek doğumuyla birlikte etrafını etkilemek için var oluyor. Acıktığında karnını doyurmasını için annesini etkilemek durumunda. Bunun için de ağlıyor. Sonralarda başarı kavramı gelişiyor. Küçük hareketlerin sonucunda anne ve babasının gülen yüzüyle karşılaşıyor. Bazen de kızgın yüz ile. Haliyle başarı kavramı tek başına gelemiyor. Duyguların doğru bir uzantı haline geliyor. Peki sonraları bu başarı isteği neye evriliyor? Başarı olması için açlık gerekiyor. Bebeğin karnı doyunca başarmış oluyor. Annesi yürümesini gördüğünde annesinin sevinmesini görmesi başarı oluyor. Peki bu sevgi açlığı doyurulabiliyor mu? 

Nora'nın bu cümlesine şuradan da yaklaşmak lazım. Otorite olmazsa başarı olur mu? İlk otorite anne. Anne yoksa süt yok, karın tokluğu yok. Haliyle annesini etkileyebilen bir çocuk karnını doyurmayı da başarmış olacak. 

Aileden uzaklaşalım, hiç bilmediğimiz bir yere yerleşmek zorunda kalalım. Bu yere diğer insanlara yakın mı olmayı isteriz uzak mı? Yakınlık ve uzaklık ulaşılabilirliğin hala varlığının göstergesi. Soruyu şöyle değiştireyim, bu yerde diğer insanlara ulaşılabilir olsun mu yoksa tüm insanlardan ve insanlıktan kopuk mu olsun? 

İnsanların varlığı yanı sıra köpekler çok ilginç can yoldaşları. Bu hayatta insan sınıfına birer küme açabiliriz. Köpeği olanlar ve olmayanlar. 

"... Bu evrende köpekler varken, başka evreni ne yapayım ki?" (sayfa 199)

Köpeklerin insan ile iletişimi çok ama çok ilginç. Can yoldaşı bellediği kişiyle sonuna kadar gidiyor... Peki neden? İnsanı etkilemek için mi? Bunun nedenini öğrenmeye benim ömrüm yetmeyecektir.

Başkalarını etkilemek üzerine bir diğer soru da şöyle olacaktır. Etkilemek onların sözlerini dinleyerek iyi çocuk olmak durumumu yoksa dinlemeyerek kötü çocuk olmak durumu mu? İçgüdüsel olarak dinleyip iyi olmak durumu olduğuna çıkıyor yolumuz. İyi çocuk olmazsan karnın doymaz. Ölürsün.

Nora'nın okumalarında başka karakterlerle de karşılaşıyoruz tabi ki. Ancak onların içinde Nora'yla ipucu veren en önemlisi Dylan bence.

"Dylan'ın sevmediği ya da sevemeyeceği bir yer var mı acaba? Çernobil yakınlarındaki bir çayırda oturup oradaki manzaraya da hayran hayran bakacak bir tipe benziyor." (sayfa 201)

Nora'dan dökülen bu cümle ikircikli bana göre. Bunu iyi duyguları olan bir cümle olarak mı söylüyor, kötü hisler barından bir cümle olarak mı? Yoksa Çernobil değil de aklımıza gelen herhangi bir yer ile değiştirdiğimiz zaman oluşacak duygula mı söylüyor? Çernobil'deki manzara, sessizlik, sükunet kısmı mı? Terkedilmiş duyguyla bezenmiş bir yoksunluk ya da huzur mu? Yahut içinde barındığı ölümcül facianın korkutuculuğu ve vahşiliği mi ya da dehşetengiz bir güzellik mi? Acılardan sonra dinmiş yaralara merhem olan umudun manzarası mı?

Nora'nın yolculuğunda nasıl bir dünyaya adım attığımızı çok merak etmiştim doğrusu. Haliyle kütüphane sadece Nora'yı mı kabul ediyor? Başka kütüphaneler mi var? Kütüphane varsı kütüphaneci de vardır, o kim? Kitapların hangisi gerçek kitap? O kütüphaneye benim diğerlerim de geliyor mu, geldi mi? Benim diğerlerim beni biliyor mu? Ben onları biliyor muyum? Nasıl bir yol ile oradalar hatırlıyor muyum?

Matt Haig akıcı yumuşak diliyle bize yaşamın içinde nefes alacak yer aradığımız dönemler için bir bahçe oluşturmuş. Keyifle okuduğum bir kitap.

Su gibi akıp giden üzerine çokça not aldığım, düşüncelerimin doğurduğu düşüncelerimin dalları arasında gezindiğim yani sadece Nora'yla değil, kendi yarattığım gece yarısı kütüphanesi evreni ve yukarıdaki sorulara verdiğim cevaplarla kendi olasılıklarımın sonuçlarıyla mücadele ettiğim bir okuma oldu.

Kitap:

Domingo Yayınevi



1 Mayıs 2025 Perşembe

Evelyn Hardcastle’ın Yedi Ölümü

0 yorum

 Evelyn Hardcastle ölecekti; hem de yedi günde yedi kere. Agatha Christie tadında bir polisiye; fantastik bilim-kurgu öğeleri bir arada.

Aynı cinayet nasıl yedi kere işlenebilir ? Peki bu cinayeti neden çözmek gerekiyor? Kitaba polisiyeden daha çok fantastik bir yaklaşımla ulaşmıştım. Kitap ilk sayfalarından itibaren okuyucu içine çekiyor. 

Kitaptaki bölümler karakterlerin günleri şeklinde ilerliyor. Bu kısımdam sonra kitabın içinden heyecan kaçıran olabilir. Olabildiğince uzak durmaya çalışacağım. 

Bir ormanın derinliklerinde gözlerini açan baş karakterimiz geçmişine dair bir şey hatırlamıyor. Aklında tek bir isimle -Anna- varlığı başlarken kendi adını dahi hatırlamıyor. Arkasında bir sesle korkuyla söylenen yöne koşuyor. Ulaştığı malikanede herkes onu tanıyor ancak o kendisini tanımıyor ve aklındaki tek ismin bulunması için onu tanıyanlardan yardım istiyor.

Gözlerini açtığında ise bu sefer başka bir bedende uyandığını farkediyor! Yedi günde bir cinayeti çözmesi gerekiyor. Her bir günde bir bedende olacak baş karakter. Her bedenin kendi özellikleriye olaya yaklaşan karakterimiz beden ile zihnin arasında kendisini unutmaya başlıyor. Nasıl oluyor da burada bunları yaşıyor?

Bu olay örgüsünde takibi zorlaştıran tek kısım karakterler arasında geçişlerde tam bir sıralama olmuyor. Ancak bu durum kitabın kurgusunu daha da zenginleştiriyor çünkü karakterler bedenler arasındaki geçişler  her yirmi dört saatte bir olmuyor. Bedenlerden biri örneğin bayılıyor; hop başka bir bedende gözlerimizi açıyoruz. Karakterin bedenler arası geçişleriyle birlikte Hardcastle ailesinde yaşanan trajedi daha da görünür hale geliyor. Peki Evelyn Hardcastle ile Anna arasındaki bağlantı nedir? Neden bu olay yaşanıyor? Bu olay kaç kere yaşanmış olabilir?

Bendeki kitap İthaki Yayınları'ndan. 

13 Aralık 2024 Cuma

Vardiya (Silo 2)

0 yorum

 Silo serisinin ikinci kitabı. Olayların başlangıcından esas kızın geldiği zamana kadar olan kısmı anlatıyor. Öyle ki neden silolara ihtiyaç duyulduğunu göstermiyor. Neden insanlar yüzeye çıkamıyor? Siloları kim inşa etti? Neden inşa etti? İnşa ederken neler vardı? 

Düşünceler arasında gezinirken malum diziden sahneler de gözümde canlanıyordu. Kitabı ben üç şekilde ele alacağım. İlki bilimkurgu olacak. Ardından felsefi altyapısını dizisiyle birlikte ele alıp üçüncü ve son olarak da düşünce deneyleri üzerine eğileceğim. En sevdiğim kısmını en sona bırakıyorum. 

Kıyamet sonrasında insanların silolarda yaşadığını öğreniyoruz serinin ikinci kitabında. Ancak bu kıyamet nasıl kopuyor? Kim kıyametin ilk ateşini atıyor ya da gerçekten kıyamet var mı sorularının etrafından dolaşıyor. Okuduklarımız siloların inşaacılarının asıl amacını daha da merak etmemize neden oluyor.

Kitabın temelinde var oluş kaygısı işleniyor. Ancak kaygıdan çok toplum sözleşmeleri deneyini andırıyor. Daha da ilginci bana Fare Cenneti deneyini anımsatmıştır. Bu deneyi bilmeyenlere hızlaca şöyle bahsedeyim: Deneyde farelerin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak bir ortam verilmiştir. Ancak bu ütopik rahatlıktaki ortamda nüfusla birlikte davranışsal bozukluklar tespit edilmeye başlanıyor. İşte burada her bir siloda başka başka özelliklerin varlığından haberdar olmaya başlıyoruz. Mesela ilk kitapta herkesin çokça sorduğu soru çok basit bir soru: asansör neden yok? Bakınız buradaki vurgu nedende; asansörde değil. Soru şu şekilde de olabilirdi: Neden asansör yok? 

Buradan da işte sevdiğim düşünce deneyleri kısmına evriliyoruz. 

Silo serisinde ilk olarak bende canlandırdığı aklın duvarları düşüncesiydi. Fiziki olarak duvarların var olması bir yana bu duvarlar içerisinde gündelik hayatı idame ettirmeye çalışmak inanılmaz bir zihin gücü gerektirdiği kanısındayım. Bunun en çabuk akla gelen benzetmesi tabi ki cezaevi benzetmesi. Cezaevindeki insanlar neden cezaevinde olduklarını bilir. Çünkü kendi suçlarıdır. Silodaki insanlar da neden siloda olduklarını biliyor. Çünkü kendilerinin, atalarının suçu. Cezaevindeki insanlar -müebbet harici olanlar- ne zaman çıkacaklarını bilir. Müebbettekiler çıkamacaklarını bilir. Silodakiler de. Bu benzer yapılanma içerisinde cezaevindekiler de gündelik hayatına devam eder Silo'dakiler de. Peki bu zihinsel altyapı nereden geliyor? Hiç cam açıp temiz havayı solumayı öğrenmemiş bir topluluk bunun ne demek olduğunu bilmediği için hiç zihinsel zorlanma yaşamadan bunu kabullenebilir mi?

Bu kabullenişi kolaylaştırmak için ekranların varlığına bir kere daha bakmamız gerekiyor. Ekranlar dışarıyı göstermiyor. Dışarıya çıkanlara ne olduğunu gösteriyor. Haliyle Big Borther'dan bildiğimiz o bilinmez düşman tam gözümüzün önünde duruyor ve bu savaş hiç bitmiyor.

“Evet. Bir keresinde Thurman’a ekranları neden koyduklarını sordum ve ne yanıt verdiğini biliyor musun?”

Charlotte omuz silkti ve bir yudum su aldı.

“Gitmelerini engellemek için. O silolard kalmalarını istiyorsak onlara ölümü göstermeliyiz. Aksi taktirde, orada ne olduğu görmek isteyeceklerdir. Thurman bunun insan doğası olduğunu söyledi.

Bu insan doğasının varlığında ölüm korkusundan başka hangi korku vardır acaba? Silo içerisinde kalmak olabilir mi? Peki öyle olursa yaşamaya devam edemez mi? Elinde tüm yaşam imkanları var ve tek başınıza kaldınız. Bu bir distopya mı ütopya mı?

Silo'nun ikinci kitabında buna da değiniyor Hugh Howey. Kendi düzenini kendi zihninde temellendirdiğinde diğer insanlardan kurtulamayacağın, hep bir arada olduğun kendi başına kalamayacağın bir kalabalığa insan hazır mı?

Buna rahatlıkla evet diyebiliyorum. İnsan topluluğunun virüs gibi davranmasından dolayı Silo içerisinde yaşamaya uyum sağlayacak bir topluluk evrimleşecektir.

Bir varlık felsefesine zeminlendirilmiş bir politik distopyada Silo'ların temellerine uzanıyoruz. Nasıl kurulduğuna dair bilgileri alıyoruz. Geçmiş ile gelecek bir orta zamanda birleşiyor.

22 Kasım 2024 Cuma

Sisifos Söyleni

0 yorum
Sisifos'un hikayesini duyduktan biraz daha derinlere dalayım diye uğraşırken karşıma çıkan bir kitap oldu. Dikkat çekici kısmı romantik bir yaklaşımla düşünce yapısını birleştirmiş olmasıdır.
Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır; intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediğinde bir yargıya varmak…
Buradaki cümlenin romantizmi pek tabi ki intihar sözcüğünden geliyor. Ancak kitabın ilerleyen kısımlarında intihar yapılanmasına dair daha ilginç bir mantık diziminin karşıma çıkacağından habersizdim. Keza bu mantık dizimindeki intihar tiplerinden de habersizdim.

İntiharı yapılandırmaya; düşünce yapılanmasında; beden varlığı ile başladım. İntihar etmek için kelime anlamı olarak bedenin yaşamını sonlandırmak için yaşayan bir bedenin varlığının kabulüyle devam ettim. Yaşayan bir beden yok ise intihar da olamaz yanlışlamasıyla da ispata gittim. Öyle miydi peki? Kitabın beni götüreceği yeri hiç bilmeden bir yok ediliş öyküsüne başlamıştım. 

Sisifos Söyleni öncesi Albert Camus'yu anlamak ile bu kitabı okuduktan sonra Albert Camus yorumlamak arasında miladi bir fark var. Kitabı okuduktan sonra bunu keşfettim. Bu benim kendi keşfimdi. Benden önce keşfedenler neden bundan bahsetmemişti? İpuçları vardı da ben mi yakalayamamıştım? 

***

İntihar dizgemde eşlenik bir yapıda olduğumu sanmama neden olacak bir yem bırakmıştı Camus!
Bir insanın yaşama bağlanışında dünyanın bütün düşkünlüklerinden daha güçlü bir şey vardır.

İnsanın yaşama bağlanışını ne sağlıyordu? Bebeklikten bu yana öğrendiklerimiz mi? Hayır, hayır! Bunu kabul edemedim. Çünkü içgüdüyü gözardı edemiyordum. Boğulmaya yüz tutan insanları kurtarırken arada mutlaka bir araç olmasını salık verirler. Çünkü boğulan kişi bilinçsizce kendisine yardım etmeye çalışan kişiye de ölüme sürükleyebiliyormuş! Hayır, hayır. Öğrenilmişler değil. Bir şekilde bedende var olan bir şey bu. 

Kendi düşüncelerimin arasında gezerken Camus'unun yolunda karşılaştığım bir başka levha beni yeni bir ayrıma getirdi.

Bedenin yargısı, aklın yargısından hiç de aşağı değildir, beden de yıkılış karşısında geriler. Düşünme alışkanlığını edinmeden yaşamaya alışırız. 

 Hangi yargılarla ilerliyordum ki bedensel bir yargıyı yoksaydım? Sonra biraz sakinleştim. Keza yok saymadığımı gördüm. Yargı dememiştim ben ona. İçgüdü demiştim. Birbirlerinden çok farklı da olsalar seziyordum bedenin varlığını! Bilmek mi? Henüz bilemiyorum bedenin, bedenimin varlığını. Aklımla bedenim mükemmel bir birliktelik mi kurmuşlardı? Yoksa tamamen mi ayrıktılar? İlişkilerini sezmek için kullanmam gereken düşünce aracı intihar mıydı?

Düşünme alışkanlığımı ne kadar hızlı(!) kaybetmiştim. Bunu sadece tümcelere bakarken en sonra ne zaman okudum sorusuyla çıkarsadım.

Camus dekorları yıkmaya başlamıştı dekorları yerine koyarak. Tezat değil! Dekorların yeri yıkık olduğu yerlerdir! Benim de bulunduğum yer bu dekorların yanı. Dekor olmamın kabulü başka bir dizge gerektiriyor.

Dekorları bedensel olarak izlerken çoktan ölmüş müydü aklım?! Yoksa ben mi ölmüştüm. Ya da aklım vardı bedenim mi ölmüştü? İzlemimi nasıl elde ettiğimi baktığımda aklımın intihar ettiğini gördüm! Ama ya bedenim?

gerçekten ölüm deneyi yoktur da ondan

Düşüncelerim arasında acı çekerken; nefes almaya çalışırken en az altı kere okuduğum kısma geldim. Ölüm deneyi yok çok hoşuma gitti önce. Yaşamak bir ölüm deneyi diye kibirlendim. Camus hiç bir şey bilmiyormuş(!) Bak yaşayarak nasıl ölüm deneyleri gerçekleştiriyoruz. Çeşit çeşit ölümlere karşılık çeşit çeşit yaşamlar. "Ölüm ama bir intihar değil" diye duraksadım. Kopmuştu ipim. Kibrim utanca dönüştü.

Gerçekten bir ölüm deneyi yoktu. Gerçekten, gerçekten... Ben, benim ölümümü denemedim. Deneylemedim. Deneyimlemedim. Kalbim acıdı.

Deneylere tabi olan fiziksel bir dünyayı kabullenemez bir hale geldim. Canım acıdı. Uyuşuk aklım kıvranmaktan öte can çekişiyordu. Çünkü;

bu dünya aslında akla uygun değil

***

Can acım inlemelerle devam ediyor; akıl acım feryatlar kopartıyor.

Bütünüyle tinsel görünene açık bir olgu vardır: insanın her zaman kendi gerçeklerinin pençesinde olduğu. Kimi gerçekleri benimsedikten sonra, olanlardan bir daha kopamaz insan

 Gerçeklerimi düzdüm, kafam rahat mis gibi hayat derken dört kere okudum bir yere gelmiştim. İlk olarak gerçeklerin "peşinde" diye okumuştum. Kendimden gelen aklım veya bedenimin yargısıydı bu kelime. Sonra hissettim; geri geldim. "Peşinde" yazmıyordu. İkinci okuyuşumda gördüm! "Pençesinde" yazıyordu. Tüylerim ürperdi. Pençesinde olduğum gerçekler beni onun peşinde koştuğuma inandırmıştı! Acıdı canım bir kere daha. "Peşinde" yazsaydı nasıl olurdu Camus? Okudum üçüncüye. Hayır, artık başlamıştı bir uyumsuzluk. Sezmiştim. Dördüncüsü, "pençesi"ydi gerçeklerin.

***

Kitabın sonlarına hızla ilerlerken, Camus'nun kendine edindiği bir söylem oturdu içime.

 Büyük romancılar… felsefe kuruyor imgeyle yazıyor

Örneklendiriyor. Bilindik yazarlardan... 

***

Buraya kadar hislerimden okuduklarımla kendim arasında gidiş gelişlerimi yazdım. Peki Camus bunları mı yazmıştı? Camus bunların hepsini Uyumsuz temellemesiyle ilerletti. Ben kendi uyumsuzluğumu deneyimledim. İntihar ile başladığımız yolda çelişki gibi gözüken bir yere geldik.

Varoluş asılsızdır ya da ölümsüzdür.

***

İster akıl intihar tipi olsun, ister beden... Varoluşun asılsızlığı veya ölümsüzlüğü arasında sıkışıp kalan bir yerde şimdi bu okuyucu. Camus kitabın sonunda Franz Kafka'ya geliyor ve bu aralığı iyice genişletiyor!

Peki Sisifos kimdi?

 

27 Ekim 2022 Perşembe

Leibowitz İçin Bir İlahi

0 yorum
Merakla başladığım bir kitap birazcık hayal kırıklığına uğrattı. Nedenlerine gelmeden önce merakımı uyandıran arka kapak yazısıydı.

Nükleer savaş sonrasında dünyadaki yaşam neredeyse yok olmuştur. Cehalet evrensel hale gelmiş ve kitaplar yakılmış, hatta okuma yazma bilenler öldürülmüştür.

Beni yakalayan cümle bu oldu. Buradan sonra kitap içerisinden bilgiler olabilir.
Ben ne bekliyordum? Fahrenheit 451 distopyası değil elbette. Cehaletin yükseliği beni cezbetmişti. Nasıl da benziyor acaba diye. Kitap Hırsızı'nda olduğu bir var oluş çatışması da değil. İnsanlığın nasıl gözünü kan bürüyordu? Savaştan çıkmış bir insanlık nasıl daha çok kan istiyor ve kana doyamıyordu?

Leibowitz İçin Bir İlahi'de elbette bu konular işleniyor. Kitap üç bölümden oluyor. Ben bunları şöyle böldüm: Yakın Sonra, Unutanlar, Savaşanlar. Tarihin tekerrürü üzerine.
Kitap ise şöyle bölümlenmiş:
Fiat Homo -İnsan Olsun-
Fiat Lux -Işık Olsun-
Fiat Voluntas Tua -Senin İstediğin Olsun-

Kitabın ilk bölümü beklediğim gibi başladı. Bir kült yok olmuş kitapları ve bilimi arıyordu. Kültün ilginç amacı kitapları bulup dünyanın geri kalanından saklamaktı. Cehalete olan övgünün nereden geldiğini çok geçmeden öğrendim.
Bunu yapanları taşa tutalım ve karınlarını deşelim ve yakalım onları. Bu suçu işleyenlerin, uşakları ve bilgeleriyle birlikte, soylarını kurutalım; tüm eserlerini, isimlerini, hatta anılarını yakarak yok edelim. Onları mahvedelim ve çocuklarımıza bunun yepyeni bir dünya olduğunu ve daha önce olup bitenleri bilmemeleri gerektiğini öğretelim. Büyük bir saflaştırma yapalım ve dünya yeniden başlasın. (Sayfa 78)

Yıllar geçmiş ve İsa'dan Sonra 3100'lere kadar gelmişiz. Peki Leibowitz bu yıllarında neresinde? Kitaba bu ismi veren kişi kimdir ve ona neden ilahiler okunuyor?

"Beni yanlış anladınız, Sayın Dahim. Keçi suçlanmayacak, tam tersine kutsanıp şereflendirilecek! Aziz Leibowitz'in size gönderdiği taçla taçlandırın onu ve doğmakta olan gün için ona şükranlarınızı sunun. Sonra suçu Leibowitz'e yıkın ve onu çöle sürün. Böylece ikici tacı takmak zorunda kalmayacaksınız . Hani şu dikenli olanı. Onsa sorumluluk diyorlar." (Sayfa 242)

Bunu anlamak için kitabın sonunu bekleyeceğimi düşünüyordum. Sadece ilk bölümün sonunu beklemem gerekiyormuş. Neden bu kadar erken cevaplanmıştı sorum? Leibowitz'in kim olduğunu öğrenince kültün detaylarını okuyacağıma dair umutlarım da söndü. Ezberciler gitti. Kazıcılar unutuldu. Kopyacılar'a teşekkür bile edile edilmez oldu.
"Cehalet kraldır. Onun tahtından indirilmesi birçoklarının işine gelmez. Birçokları bu karanlık monarşi sayesinde parasına para katar. Onlar cehaletin maiyetidir ve onun adına insanları dolandırıp yönetir ve bu arada kendileri daha da zengin olup güçlenirler. Okuryazarlıktan bile korkarkarl, çünkü yazılı söz düşmanlarını bir araya getirebiliecek yollardan birisidir. Sİlahları keskince bilenmiştir ve onları ustalıkla kullanırlar. Çıkarlarının tehdit edilmekte olduğunu hissetiklerinde dünyaya savaşı dayacaklar ve bunu izleyen şiddet bildiğimiz şekliyle toplumsal yapı tamamen harap oluncaya dek sürecek ve yerini yeni bir toplum alacak. Üzgünüm. Ama ben böyle görüyorum." (Sayfa 252)
Kitap zaten bu kültteki bir çömezin pederlik yolundaki sınavıyla başlıyor. Peki neden peder diye de ilk bölümün sonuna kadar kendime sordum. Nereye yönlendirecekti bizi pederler ve Leibowitz'in pederlerle ilgisi neydi ki?

Vikipedi'de Leibowitz adında bir profesör, arama sonuçlarında ilklerde çıkıyor. Ona bir atıf mıydı acaba? Neden bir Yahudi soyadı? Bunu bana sordurtan yine kitabın kendisi oldu. İlk bölümde cehalete karşı kült ya da tarikat yapılanması ikinci bölümde Hristiyan yapılanması olarak karşımıza çıkıyor.

Böyle olunca neden bir Yahudi isminden bahsediliyor? Gel gelelim Leibowitz'in kim olduğunu önceki bölümde öğrenmiştik. İkinci bölümde -yıllarımız İsa'dan Sonra 3700'leri gösteriyor- Leibowitzi'in adı devam ediyor ancak bir geçiş dönemi yaşanıyor. Aydınlanmayla birlikte bir çatışma, bir aç gözlülük çağı doğuyor tekrar. Siyasi yapılanmalar değişiyor ama tarikat bu yapılanmadan hariç kalmak için çaba gösteriyor. 

Sonuncu bölüm; ismiyle uyum içerisinde. Konunun biraz daha toparlanacağını düşünürken biraz daha içe dönüş gibi oluyor. Düşünceler kopuklaşıyor, zamana yayılıyor. Olaylar yine olacağına varıyor. Bu sefer kurtuluş için bir B planı düşünülmüş. Bir kaçış hikayesine bürünüyor. Bir ya da bakış açısını değiştirirsek bir kurtuluş hikayesi.
"Hangisine inanacağız? Ya da aslında fark eder mi? Eğer katliama katliamla, tecavüze tacavüzle, nefrete nefretle karşılık verilecekse, kimin baltasının daha kanlı olduğunu sormanın bir anlamı kalır mı?" (Sayfa 328)
Kitapta ilerlerken dinin bizi kurtaracağını ve ışığa yönelteceğini okumaya başladığımı hissettim. Bu da sonlara doğru beni koparttı. Bir dinin kendi içindeki bölümlerinin kültleşmesinin merkezdeki yapıyı daha da güçlendirerek dini bir sağlamlık sağlıyor. Bunu anlatmak istemiş olabilir mi  Walter M. Miller JR gerçekten? Bu merkezdeki yapılanma insanlığı kurtaracak planlara mı sahip oluyor?

Yahut tarih tekerrürden ibarettir olarak özetleyebilir miyim?
... ne şair ne de dekan agnostik varsayımlarından vazgeçmişler ve şu sonuca varmışlardı: Non cogitamus, ergo nihil sumus (Sayfa 354)
Descartes'ın söylediğinin zıttı galiba. Biz neden hiçiz? Savaşı önleyecek kanunların neden çıkmadığı sormadığımız için? Üçüncü sayfa haberlerinde işlenen cinayette kullanılan silahın nereden temin edildiğinin haberi olmadığı için?

23 Ağustos 2022 Salı

Tiamat

0 yorum

 İhsan Oktay Anar'ın çok zamandır beklediğim kitabı. İhsan Oktay Anar yayınevi değiştirmiş, bu sefer kitap Everest'ten geldi. 

Tiamat kelimesinin sözlük.gov.tr'de karşılığı bulunmamaktadır.

Vikipedi'ye göre Tiamat kelimesinin kökeni Akadca yahut Yunanca'ya dayanmaktadır. Antik Mezopotamya tanrıçasıdır. İlkel tuz denizi tanrıçasıdır ve yaratılıştaki kaosun sembolü. Parıldayan olarak tanımlanır.

Deniz tanrıçası Tiamat.

İhsan Oktay Anar kendinde harmanladığı akımları çok keyifle okutuyor. Etiketler artık çok meşhur olduğu için kitabın benim için etiketlerini de aktarayım: #steampunk #korsan #deniz #korku #gerilim #macera

Buradan sonra kitap içinden alıntılar vardır. 

Tahtelbahir seyirdeyken uğursuz bir sanduka bulunur. Sandukanın esrarı, denizlerin dibinde kalması gerekirken gün yüzüne çıkar! Bu gün yüzüne çıkış; mürettebattan bir kişinin kolunun koparak sandukanın içinde sıkışmasıyla başlar. Yaralıyı yatakhanede dinlendirirken, yaralı bir anda kaybolur ve yaralının yatağındaysa kopan kol tek başına durmaktadır!

Tahtelbahir'in derinliklerinden; sandukayı kilitledikleri yerden; tuhaf sesler gelir, karanlık uyanmıştır içerisinde alevler ve kızıllığıyla.

Tiamat kimin mi ismi? Ölen gerçekten ölmüş müdür? Ölenlerin sesini duyabilir miyiz?

Kitap çok hızlı bitti, şimdi bekle ki gelsin yeni kitap. Tekrar tekrar okuruz bu arada. Ancak yayınevi değişikliği beni şaşırttı. İletişim'den beklerken kitabı... 

Kitap:
Everest Yayınları
Alfa Kitap
Kitapturdu.com
Idefix.com
Bkmkitap.com

19 Nisan 2022 Salı

Kayıp Tanrılar Ülkesi

0 yorum

 Ahmet Ümit'in 2021'de çıkarttığı son kitabı, Kayıp Tanrılar Ülkesinde Başkomser Nevzat romanı değil. Ama... Amasını; kitabı okuduysanız biliyorsunuz. Kitabın kapağı benim için ayrıca bir albeniye sahip. Anadolu topraklarındaki medeniyetlerin derinliği büyüleyici bir etkiye sahip. Antik kentlerin bir zamanlar capcanlı olduğunu hayal etmek bende tuhaf duygular oluşturur. Bir zamanlar o; ellerle biçimlendirilmiş mermerler üzerinde insanların hareket etmeleri, yaşamaları, düşünmeleri beni gülümsetiyor.

Bu kitapta da Ahmet Ümit bu kentlerden birisine geliyor: Bergama Akropolisi.

Yıldız Başkomser Berlin polis teşkilatında çalışan bir Türk asıllı Alman'dır. Cemal Ölmez, öldürüldükten sonra bu davayı araştırmak Yıldız Başkomsere kalmıştır.

Ahmet Ümit bu kitapta kimlik tartışmasını çok boyutlu olarak romanlaştırmış. Kimilerine kitabı beğenmiş kimileri beğenmemiş. Kitabın türü üzerine konuşulmuş vesaire. Ben kitabın temelindeki kimlik çatışmasını çok beğendim.

Kitaba başlarken kimlik nedir diye başlamak lazım. İnsanı belirleyenler neler? İsmi mi, milliyeti mi, ırkı mı, dili mi?.. Sonu yok! Bunlara sahip olan bir kişiliğin başka bir kişilikle çatışmasını bu kitapta elbette okuyorsunuz. Bunlara sahip bir kişinin kendi içinde de çatışmasının işlenmesi işte bu kitabı diğer Ahmet Ümit kitaplarından bence ayırıyor. Kimlik çatışmaları üzerine kurulu bir hikaye örgüsü... Kök, köken, uyum sağlama, sağlmama, unutma, hatırlama... Bunların hepsinin bir araya geldiği ve benim hiç gitmediğim bir şehri, Berlin'i polisiye çerçevesinde görüyoruz. Berlin mozağinde Türklerin Almanların, Türk asıllı Almanların, Safkan Almanların, Doğu Almanlarının, Batı Almanlarının, Alman olmayanların içe içe geçmiş bir yaşamı var.

İnsanı insan yapan nedir, bu kimliği sonuna kadar koruması mı? Kimlikler arasında kaybolması mı? Kimliğin değerini kim nasıl belirler gibi sorular canlanıyor kitabı okurken.

Her yerde yazıldığı, söylendiği, anlatıldığı gibi mitolojisine daha gelemedim. Görüneni -evet- mitoloji ama mitolojideki kişilik çatışmaları. Zeus Altarı'nın hikayesi gayet net. Değer bilmez bir toplumdan alınıp değer gösterilir bir topluma verilmiş. 

Zeus Altar'ı çevresinde şekillenen romanda Celal Ölmez öldükten sonra şüpheler ilk olarak Neo-nazilerin üzerinde toplanır. Ancak Celal Ölmez'in öldürülme şekli de bir acayiptir: Zeus'a kurban edilmiştir... 

Bergama'dan filizlenen bir öykü kişiliklerin kavisli varlığında çatışarak, sevişerek, özleyerek, kinlenerek tanrılar yaratan insanların savaşını anlatıyor.

Peki okuyucu, sen kimsin?

Kitap;
Yapı Kredi Yayınları
İdefix
Kitapyurdu

20 Ekim 2021 Çarşamba

Sherlock Holmes 1. Cilt

0 yorum

Sherlock Holmes kanonu için muhteşem bir set. Sherlock Holmes öykülerinin yanı sıra editör Leslie Klinger'ın araştırmalarının sonuçlarını veya derlemelerini notlar halinde bulabiliyorsunuz. Bu notlar oldukça faydalı! Sherlock Holmes kanonu için bir başvuru kitabı! Tabii kimi noktalarda dipnot bekliyorsunuz ve olmadığını görüp neden olmadığını da merak ettiriyor. Haliyle Lesli Klinger'ın derlediklerinyle birlikte araştırılması gereken daha çok nokta ortaya çıkıyor!

Sherlock Holmes okurken o dönemin içinde kaybolup 221B'de bir köşede varlığımı sürdürdüğüm hissederim. Bu hissiyatımı görsellerle destekliyor bu kitap! Öykülerin ilk baskılarında kullanılan çizimler bulunuyor! Strand Magazine'i o zamanlarda okuduğunuzu düşünsesnize! Bu harika çizimlere editörün dönem fotoğrafları eşlik ediyor! Zaman yolculuğu inanılmaz bir hal alıyor. Bu görselleri incelemek için bile başlı başına bir zamana ihtiyaç var. 

Sherlock Holmes'u ilk defa bu setten okuyacaklar bir önerim var. Önce sadece Sherlock Holmes'u okusunlar. İkinci veya artık kendinizi kaçıncı kere okurken bulursanız o zaman dipnotları kurcalamaya başlayınız. Dipnot dediklerim tek cümlelik açıklama değil! Bazıları notlara sayfa ayrılmaktadır. İşte bu sebeple dipnotları kurcalarken Sherlock Holmes'un hızına yetişemeyebilirsiz. Ancak başlıklara öykülerin başlıklarına ait 1 no'lu notları okumak öykünün basım tarihi hakkında bilgilendirir. 

Kitapta beni çok büyük bir zahmetten kurtaran bir ayrıntı bulunuyor ve ben buna bayıldım! Kronolojik tablo! Sherlock'un ve Watson'ın hayatında yaşananlarla birlikte Arthur Conan Doyle'un hayatındaki önemli olaylar da listelenmiş durumda. Bunların yanında İngiltere gerçekleşmiş önemli olaylar, Avrupa'da ve Dünya'da yaşanmış önemli olaylar da listeye dahil! İşlevsel bir kronolojik tablo. 

Kitabın mükemmel olduğundan bahsetmiş miydim?

Bazı öykülerin sonunda da Sherlock Holmes'un yöntemlerine veya öykülerdeki tartışmalı konulara dair incelemeler ayrı bir başlıkla derinleştiriliyor.

Bu ciltte Sherlock Holmes Maceraları ve Sherlock Holmes Anıları bir araya geliyor. Cilt içindekileri aşağıdaki gibi özetleyeceğim:

Önsöz Leslie S. Klinger'ın önsözüyle cilt başlıyor.

Giriş bizleri bu dünyaya davet ediyor.

Sherlock Holmes'ün Dünyası dönemi ve gelişmeleri bizlere özetlemekle birlikte Sherlock Holmes ve Dr John H. Watson'ın kayıtlı hayatını da anlatıyor. Bu başlığın altında Arthur Conan Doyle'un da hayatı ele alınıyor ve tabi ki Sherlock Holmes'un dostları ve taklitleri de bu başlık altında ele alınıyor.

Türkiye'ye Abdülhamid ve Sherlock Holmes başlığında Sherlock'un coğrafyamızdaki izlerini göryoruz.

Ardından Sherlock Holmes'un Maceraları başlıyor. Bu bölüm altında 12 adet öykü sıralanıyor. Burada şunu belirteyim, yazının sonunda öykü ve inceleme başlıklarını liste halinde paylaşacağım.

Bohemya'da Skandal Irene Adler ile Sherlock Holmes'un tanıştığı öyküdür! Ziyarete önemli bir kişi gelir ve Irene Adler'in elinde ona ait bir şey vardır. Sherlock Holmes bu skandalı önleyebilecek mi? Kanonda kaç kere Irene Adler'den bahsedildiğini öğrenmek için tabi ki kitabın açıklamalarına bakmanız gerekecek. Bu gibi notların benim için çok keyifli olduğunu söylemeliyim. Yoksa kendim saymak zorunda kalıyorum ve bu beyaz yaka hayatında çok kolay olmuyor.

Kızıl Saçlılar Kulübü'ne çağrı ile olaylar başlamaktadır. Jabez Wilson bu çağrıya cevap vermiştir ve ansiklopedi kopyalayarak para kazanacağı yeni bir alan oluşmuştur accak bir anda kulüp feshedilir! Bu muamma benim o dönemki insanların uğraşları konusunda ayrıca ilgimi çekmektedir. Kitaptaki dönem fotoğrafları da bu öyküyü daha da keyifli kılıyor!

Bir Kimlik Vakası'nda anlatılan muamma şöyledir: Evin genç kızı büyümüştür ve bir erkek arkadaşı vardır. Erkek arkadaşıyla evliliğin kapısına kadar gelmişlerdir ancak damat tören esnasında kayıplara karışmıştır! Öykünün bir başka önemi de dönem kadınlarının yaşam şartlarını anlatmaktadır.

Boscombe Vadisi'ndeki Sır katilin bulunmasıyla çözülür. Ancak bu muamma Sherlock Holmes olmasaydı çözülmezdi. İkinci derece kanıtlar maktulün oğlunu işaret etmektedir. Burada Sherlock Holmes'un kanıtları ele alış yöntemlerini de ayrıca görüyoruz. İkinci derece kanıtların güvenilir veya güvenilmez olduğunu nasıl ayrımına varıyordu? Öykünün 19 no'lu açıklamasında bu konuya da değiniliyor. Ancak yine de Sherlock'un davayı ele alış biçiminin öykü sonunda açıkladığıyla aynı olmadı hissine kapılırım bazen.

Beş Portakal Çekirdeği öyküsü Amerika ile İngiltere arasındaki ilişkilere de göndermede bulunuyor. Cleaopatra's Needle'a bakmak yeterli. Peki portakal çekirdekleri ne ifade ediyordu? Klu Klux Klan günümüzde hala yaşıyor mudur? 

Çarpık Dudaklı Adam'ın mesleği günümüzde hala devam etmektedir. Peki dilencilik neden hala var? Bu muammayı Sherlock'a eşinin kayıplara karıştığını bildiren bir hanımefendi getiriyor. Kocası cinayete mi kurban gitti? Öykünün sonunda Adı Farklı Olsa Da Gülün... isimli, Dr. Watson'ın adını araştıran bir inceleme bulunuyor. Buna benzer incelemeler cilt boyunca var ve kanonu çok daha keyifli hale getiriyor.

Mavi Yakut Macerası'nın bir noel öyküsü olduğu öykünün ilk cümlesinden anlaşılıyor. Öyküde Noel'in icadına da değiniliyor ve bir kazın peşinde koşturma başlıyor! Hırsız kimdi? Öyküde dönemin pazarlarıının görsellerini de görmek çok keyifliydi benim için. 

Benekli Şerit Macerası kurnazca planlanmış bir cinayeti anlatıyor. Sherlock Holmes ve Dr. Watson ile karanlıkta, o oda bekleyişin gerginliğini yaşıyorsunuz. Öykünün sonunda ise Bu Bir Batanlık Engereği! ... Hindistan'ın En Ölümcül Yılanı incelemesi bulunuyor. Benekli Şerit'in hangi tür olabileceğini inceliyor. Ardından bir inceleme daha geliyor! Sherlock Holmes ve Dr. John H. Watson'ın Silahları. Başlıktan da anlaşıldığı gibi ikilinin silahlarını üzerine bir inceleme.

 Mühendisin Başparmağı Macerası'nda mühendisin kopan başparmağı bir çeteyi gözler önüne seriyor. Açıklamalarda kovalanan gerçek kişilerle bağlantı araştırmaları burada da mühendisin gerçek kimliğine dair bir bilgi veriyor.

Bekar Asilzade Macerası'nda Robert St. Simon'un eşi evlendikten sonra kayıplara karışmıştır ve bulunması için Sherlock Holmes'tan yardım istenmiştir. 

Beril Taç Macerası'nda kaybolan tacın nerede olduğu araştırılmaktadır. Emanet olarak eve gelen tacın kaybolmasındaki suçlu evin oğlu mudur? Öykünün başlangıcında Holmes'tan yardım isteyecek kişiyi Watson'ın gözleriyle pencereden görüyoruz. O döneme 221B'nin penceresinden bakmak bana ayrı bir keyif vermiştir.

Kızıl Kayınlar Macerası'nda dönemin kadınlara bakışına dair ipuçları sunuyor. Öykünün başlangıç cümlesini Sherock ve Sanat üzerine yazılabilecek makalelerin başlangıç noktası olur diyebilirim. Violet Hunter adında bir mürebbiyeye iş teklifi gelmiştir ancak yanında bazı tuhaf istekler de gelmiştir. Bu isteklerin ardında yatan nedeni bulmak için Mürebbiye Hanım Sherlock Holmes'tan yardım istemektedir. Bu öyküyle Sherlock Holmes'un Maceraları sona eriyor.

Sherlock Holmes'un Anıları kitabı başlıyor. Bu kitapta 9 yıllık sessizliğe bürüneceği son öykü bulunuyor. Döneminde yaşasam ve bu son öyküyü okusam nasıl hissederdim acaba? Ciltteki bu bölüm 14 öyküden ve incelemelerinden oluşuyor.

Gümüş Alev kaybolan atın adıdır ve bir de ölü beden vardır. Muammanın çözülmesi için Sherlock Holmes gereklidir. Ardından ...Bu Çok Basit Bir Hesap başlığında Sherlock Holmes'un trenin içinde iken trenin hızını hesaplaması detaylı olarak ele alınıyor. Peşinden Sıradaki Koşudan Para Kazanma İhtimalim Var başlığında Sherlock Holmes'un finansal durumu üzerine görüşler yer alıyor.

Karton Kutu içerisinden kesik kulak çıkmıştır! Kulağın sahibi kimdir ve neden kesilmiş? Ardında hüzünlü bir aşk hikayesi ve cani bir tutku yatmaktadır. Sherlock Holmes bu muammayı çıkarsama sanatıyla sonuçlandıracaktır.

Sarı Surat'ta Grant Munro'nun evine komşu kulübeye yeni taşınmış kişilerin muamması anlatılmaktadır. Beyfendinin eşi bu kulübeye sıklıkla gitmeye başlamıştır ve işler bu noktadan sonra çetrefilleşir. Olayın arkasındaki gizem Sherlock Holmes yardımıyla çözüme kavuşur. Bu öyküde döneminde insanların ırklara nasıl yaklaştığına dair ipuçları da görülüyor. 

Borsacının Katibi işsiz kalmış ve iş aramaktadır. Tam yeni bir işe başlayacak iken daha iyi parası olan bir başka iş teklifi almıştır! İşe başlamışken işvereninde farkettiği bir şey kendisinin Sherlock'a başvurmasına neden olmuştur. Öykünün sonunda olayların bir başka Sherlock Holme öyküsüne benzediğini göreceksiniz. 

Gloria Scott Sherlock Holmes'un ilk üstlendiği vaka olarak kayıtlara geçer. Hem de bunu Sherlock kendisi söylemektedir. Ayrıca Sherlock Holmes'un bir gizemli arkadaşının ismi geçmektedir: Victor Trevor. Yolları daha sonra tekrar kesişmiş midir bilinmez... Sherlock ve Victor; Baba Trevor'un yanında tatildedir ve Sherlock da oradayken Hudson adında birisi gelir! O günden sonra Baba Trevor gün yüzü göremez. Olayların babasını neden bu kadar etkilediğini öğrenmek için Victor Sherlock'tan yardım ister.

Musgrave Töreni bize bir define avı öyküsü sunmaktadır! Musgrave Konağı'ndaki uşak bir gece Reginald Musgrave'in belgelerini kurcalarken yakalanır ve kovulur! Ancak uşak biraz müsaade ister. Müsaade verilir ama bir gün ansızın kaybolur. Daha sonra da hizmetçilerden birisi kayıplara karışır! Muammanın çözümü için Sherlock Holmes'tan yardım istenir. Öykünün ardından Musgrave'lerin Töreni başlığı altında törende bahsi geçen yönergeler detaylı incelenerek öyküde bahsedilen konak ile eleştirme çalışmaları toplanmıştır. 

Reigate Soyluları'nda Holmes ve Watson; birlikte Watson'ın arkadaşına ziyarete giderler. Sherlock kanonda adı geçen ama detayları bilinmeyen bir muamma sonrası yorgun düşmüştür ve olaylardan uzak dinlenecektir. Ancak gittikleri yerde bir cinayet işlenir! Müteveffa'nın parmakları arasında bir kağıt parçası bulunur! Sherlock detaylı bir şekilde bu elyazısını inceler. Buna hayran olmamak elde değil.23 çıkarım daha bulunması bunların ne olabileceğine dair düşüncelere sürüklüyor insanı! Tabi ki öykünün onüç numaralı açıklamasında buna değinilmiş.

Biçimsiz Adam'da bir odadan kaçış öyküsü bizleri bekliyor. Odada ölen kişiyi kim öldürmüştür? Yanındaki eşi mi? Yoksa başka biri mi? Peki anahtar nerede? Öyküden sonra Hint Ayaklanması başlığı altında öyküyle ilişkili olan dönemin siyası durumu inceleniyor.

Yerleşik Hasta parlak bir geleceği olan yeni mezun bir doktora yatırım yaparak ona bir muayenehane açıyor ve onunla birlikte yaşıyor. Doktora iki gün peşpeşe gelen tuhaf bir hasta ve onun refakatçisinden sonra Yerleşik Hasta tuhaf davranmaya başlıyor! Doktor Sherlock Holmes'tan yardım istiyor. "Yerleşik Hasta"nın Metni başlığında metnin farklı zamanlarda farklı şekillerde yayımlanmasını irdeliyor.

Yunan Tercüman'da Sherlock'un ağabeyi Mycroft Holmes ile tanışıyoruz! Yunan tercümanın içine düştüğü müphem olayların etrafında Holmeslar hakkında biraz daha bilgi ediniyoruz! Tabi ki öykünün sonunda Mycroft Holmes başlığına sahip incelemede ağabeyi biraz daha tanıyoruz! 

Bahriye Antlaşması'nda Sherlock Holmes diplomatik bir krizi önlemektedir! Peki kaybolan antlaşma metni nerededir? Bu öykünün bir özelliği de Sherlock kısa öykülerinin en uzunu olması.

Son Mumma'da Profesör Moriarty karşımıza çıkıyor ve Sherlock Holmes çatışmalarını okuyoruz. Kendi kendine satranç oynamak gibi! Öyküden sonra 'Son Muamma'yı Gözden Geçirme başlığında altında bir inceleme yazısı bulunuyor.

Ardından Kronolojik Tablo ile bu muhteşem cilt sona eriyor. Mükemmel bir kitap!

Bendeki kitap Everest Yayınları'nından Mart 2013 tarihli ilk baskısı.Kitabın editörü Leslie S. Klinger. Çeviri Kaya Genç ve Berrak Göçer'e ait! Bu set çok zamandır kütüphanemin bir parçası ve bu muazzam setten bahsetmenin zamanı çoktan geldi!

Sherlock Holmes I. Cilt
Sherlock Holmes II. Cilt
Sherlock Holmes III. Cilt

Sherlock Holmes'un Maceraları
    Bohemya'da Skandal
    Kızıl Saçlılar Kulübü
    Bir Kimik Vakası
    Boscombe Vadisi'ndeki Sır
    Beş Portalak Çekirdeği
    Çarpık Dudaklı Adam
        "Adı Farklı Olsa Da Gülün
"
    Mavi Yakut Macerası
        Kursak Tartışması
    Benekli Şerit
        "Bu Bataklık Engereği!...Hindistan'ın En Ölümcül Yılanı
        Sherlock Holmes Ve Dr. John H. Watson'ın Silahları
    Mühendisin Başparmağı Macerası
    Bekar Asilzade Macerası
    Beril Taç Macerası
    Kızıl Kayınlar Macerası

Sherlock Holmes'un Anıları
    Gümüş Alev
        "...Bu Çok Basit Bir Hesap"
        "Sıradaki Koşudan Para Kazanma İhtimalim Var."
    Karton Kutu
    Sarı Surat
    Borsacının Katibi
    Gloria Scott
    Musgrave Töreni
        Musgravelerin Töreni
    Reigate Soyluları
    Biçimsiz Adam
        Hint Ayaklanması
    Yerleşik Hasta
        "Yerleşik Hasta"nın Metni
    Yunan Tercüman
        Mycroft Holmes
    Bahriye Antlaşması
    Son Muamma
        "Son Muamma"yı Gözden Geçirme


8 Ocak 2021 Cuma

Tuhaf Masallar

0 yorum

Tuhaf Masallar; Ransom Riggs'in kaleminden tuhaf çocukların büyürken dinledikleri masallar. Kıssadan hisseler rahatsız edebilir. Kıssadan hisselere ulaşırken rahatsız yollardan geçilebilir. 

Masalları derleyen Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları'ndan Millar Nullings olup çizimler Andrew Davidson'a ait. Syndrigast Yayınları bu masalların okunmasında bizi olanak sağlamış olup İthaki Yayınları sayesinde tuhaf olmayan bizlere ulaşmıştır.

Kitap yayıncının notu ile başlıyor: Elinde tuttuğun kitap yalnızca tuhaf gözler için yazılmıştır.

Önsöz
Şaşaalı Yamyamlar
Çatal Dilli Prenses
İlk Ymbryne
Hayaletlerle Arkadaşlık Eden Kadın
Cocobolo
Saint Paul'ün Güvercinleri
Kâbusları Ehlileştiren Kız
Çekirge
Denizi Zapt Eden Oğlan
Cuthberg Efsanesi

Önsöz Bay Millard Nullings'in Maarif Doktoru Tıp Şirürji Bakaloryası Maliki imzasını taşıyor. Bu masalları neden derlediğine ışık tutuyor.

Şaşaalı Yamyamlar sürüldükleri topraklardan insan etine daha rahat ulaşabildikleri idam cezasının oldukları topraklarla giderken tuhaf bir köy ile karşılaşırlar. Bu tuhafların özelliği kopan, kesilen uzuvlarının yerine yenisi çıkmaktadır! Yamyamlar maden bulmuş gibi sevinmişlerdir eminim!

Çatal Dilli Prenses'in namı diyarları aşmıştır. Güzelliğinden herkes bahsetmektedir. Bu güzelliğin namına kapılan bir prens, prensesi görmeden evlenmeyi kabul etmiştir. Düğün günü tanışacaklardır ve prenses sadece hizmetçisiyle konuşmaktadır! 

İlk Ymbryne masalı benim de içlerinde en çok merak ettiğim masaldı. Tuhafların cadılarla büyücülerle karıştırıldığı dönemde yurtlarından olmuşlardır! 

Hayaletlerle Arkadaşlık Eden Kadın'ın tuhaflığını tanıyoruz ama düştüğü yalnızlığı sadece yapayalnızlar bilir!

Cocobolo masalı bana Uzakdoğu'nun tuhaflarının bir masalı. Bu tuhaflar ki zamanla Cocobolo olur!

Saint Paul'ün Güvercinleri gökyüzündeki huzurun da insanlar tarafından gasp edilmesiyle insanlara savaş açmıştır. Bu savaş hızla tırmanırken bir insan barış için aracı olur.

Kâbusları Ehlileştiren Kız babası gibi doktor olmak ister ancak kendisi daha farklı bir doktor olmuştur. Peki kabuslar da insanları ehlileştirir mi?

Çekirge aslında sevgiye muhtaçtı. Bu tuhafın insandan-insana olan tuhaf ve uzun yolculuğuna eşlik ediyoruz.

Denizi Zapt Eden Oğlan denize çok uzak bir yerde annesiyle yaşamaktadır. Annesinin ölümüyle denize ulaşır ama insanlar onu zapt etmeye uğraşır.

Cuthberg Efsanesi Devlerin yaşadığı dönemden gelen bir masal. 'Dost'un ne olduğunu analatır.

Tuhaf Çocuklar Serisi:
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: The Desolations Of Devil's Acre (Şeytanın Arka Bahçesi'nin Perişanlığı) (Kitap anadilinde 23/2/2021'de çıktı.)
Bendeki kitap İthaki Yayınları'ndan Nisan 2017 tarihli ilk baskısı. Aslı Dağlı çevirisiyle bizlere ulaşıyor.

1 Ocak 2021 Cuma

Süpersimetri

0 yorum

David Walton'ın Süperpoze kitabının devamı. İlk kitabı 2017 yılında okumuşum. Kitabı edinirken ikinci kitabın da geleceğini biliyordum. Lakin bir seri değil de birbiriyle küçük bağlantıları olan bir kitap diye düşünmüştüm o zamanlar ve ikinci kitap Süpersimetri 2019 Eylül'de Türkiye'de ilk baskısını gerçekleştirdi.

Kitabı endindiğimde ilk kitaptaki ayrıntıları çoktan zihnimin derinliklerinde kaybetmişim. Haliyle Süperpoze'yi tekrar okudum. Hemen peşinden Süpersimetri'ye başladım.

Bir Kuantum Romanı:
Süperpoze
Süpersimetri

İki kitap arasındaki bariz farklardan birisi; ilk kitapta olasılık dalgasını iki koldan; Üst Spin ve Alt Spin bölümleri ile okurken ikinci kitap Süpersimetri'de çizgisel bir anlatım yapısı kurmuş David Walton. Haliyle ikinci kitaptaki kötü adama karşı savaş heyecanı, ilk kitaptaki olasılığın tırmanışındaki heyecana çok yaklaşamıyor. 

Bu da anlatımdaki akıcılık beklentimi biraz düşürmeme sebep oldu.. İlk kitapta çok daha hızlı giderken ikinci kitapta David Walton'ın anlatmak istediği zaman paradoksuna ulaşmak için meşakkatli ve çizgilsel bir yol izleniyor. Eğer zaman paradoksuna erişirseniz David Walton'ın devam kitabında ulaşmak istediği noktaya varmış oluyorsunuz.

İlk kitabı okumamış olanlar için bu noktadan sonra sürpriz kaçıranlar olacaktır. O yüzden önce ilk kitap: Süperpoze.

Süpersimetri iki ayrı öyküden oluşuyor. Birisi çevre öyküsü diğeri de karakterlerimizin öyküsü. Karakterlerimizin öyküsü malum kuantum evrenini makro evrene taşımayı başaran Jean ve kuantum evrenden gelen Varcolac; Jacob Kelley tarafından alt edilir. Ancak Varcolac nereye gitmişti? Bu gidişiyle arkasında iki olasılık dalgasının aynı anda var olmasını sağlamış yahut neden olmuştu. Alex ve Sandra. Aslında bir kişinin iki farklı olasılığı. David Walton bu çatışma üzerinden kişi kimdir sorusunu kurcalıyor biraz. Kıssadan hissemiz de kişiyi kişi yapan seçimleridir oluyor. Böyle kıssadan hisse kitaba çok yakışmasa da kitabın bilimkurgu-polisiye olduğunu unutmamakta fayda var. Alex fizikçi olur ve babasının eski çalıştığı New Jersey Süper Çarpıştırıcında çalışmaktadır ve biliminsanı Oronzi'nin projesinde görevlidir. Sandra ise polis olmuştur ve babasının da karşılaşmayı seyretmek için gittiği beyzbol stadındaki patlamada görevlendirilmiştir. 

Karakterlerimizin yaşadığı dünyanın öyküsü ise daha da ilginç oldu benim. Türkler Avrupa'nın ortasına kadar ilerlemiştir. Slovenya savaşın sınır hattını oluşturmaktadır. Amerikan askerleri de Türklere karşı Polonya Krakow'da konuşlanmıştır. Okurken önce Slovakya'dır diye düşünmüştüm ancak haritalardan da teyit edince David Walton'ın bu şekilde bir harita çizdiğini gördüm. Aradaki ülkeler galiba Türklerde... David Walton bu tip bir haritayı oluştururken mutlaka bir altyapı kurmuştur ancak kitapta bu kısma değinmiyor. Ancak Türklerin, Avrupa'da nükleer silahlar olduğunu bildiğini ve bunlara karşı operasyon düzenlediğini okuyoruz. Haliyle Amerika da bu el değişimini kabul etmiyor ve CIA ile birlikte özel kuvvetler Polonya'da konuşlanmış bulunuyor. Böyle bir savaş durumu nükleer dehşet dengesi ana karakterlerimizin etrafını çevreliyor. Alex ve Sandra'nın erkek kardeşi Sean da burada özel kuvvetlerde askerdir.

Kitap New Jersey'da giriş yapıp çözüme Lübliyana'da kavuşuyor. 

İlk kitap olasılıklar ile ilgilenirken ikinci kitap zamanın boyutlarına yöneliyor. Kitabı Süpersimetri olarak okuyunca daha güzel oluyor yani ilk kitaptaki beklentiyle ikinci kitaba başlamamak gerekiyor. Kitabın adı ise 277. sayfadan geliyor. Zaman-Mesafe grafiğinda Y eksenini zaman olarak düşünürsek ve X ekseni de mesafeyi tanımlarsak [+x,+y] bölgesininde bir noktanın x eksenine simetriğini alırsak [+x, -y] bölgesine gelmektedir. Bu simetrik görüntünün; y eksenini zaman olarak tanımladığımız için, -y'de bulunmasından dolayı zamanda geriye gittiğini ifade eder.

Kitap April Yayınları'ndan Eylül 2019 tarihinde ilk baskısını gerçekleştirmiştir. Çeviri Gökçe YAVAŞ'a ait.

Kitap:
April Yayıncılık
Amazon.com.tr
Kitapyurdu.com
İdefix.com


24 Aralık 2020 Perşembe

Daha

0 yorum

 Hakan Günday önyargımın bir bakıma çözülmesiyle elime aldığım kitap oldu. Bu önyargımın yıkılması izlediğim bir dizinin senaryosunu onun yazdığını fark ettiğimde çözülmeye başlamıştı. Böylelikle okumaya başladım.

Kitabın konusu baştan beni çekti ama endişelerim vardı. Marketlerde "edebiyat" veyahut "kültür" dergisi olarak satılan renkli baskılarda kutucuklar içinde süslenmiş devrik cümleler ile karşılaşacağımdan emindim. Velhasıl kitabın başlangıcında çokça "belki"li cümleyle karşılaşınca adım adım süslü kutucuğun vurgulu cümlesine geleceğiz diye düşündüm.

Öyle de oldu. Benzetme öncesi betimelemeler ve zemin hazırlanarak bilgi oluşturuluyor ve benzetme ile konu zirveye çıkıyor. Bunu Günday o kadar akışkan bir şekilde gerçekleştiriyor ki bir zaman sonra affedebiliyor, kendi haline bırakıp nereye götüreceğini merak edebiliyorsunuz.

Böylece Günday önyargım yıkılmaya devam ediyor.

Gazâ babasının oğlu bir insan kaçakçısıdır. Babası Ahad ne zamandan beridir bu işi yapıyor Gazâ bilmez. Gazâ zeki bir çocuktur ve insanı hızla içine çekebilir! Yaşı ilerledikçe babasıyla olan kavgası da içten içe ilerler. Mülteciler yahut kaçaklar ya da mallar gelip gitmeye devam eder ve Gazâ'nın oyuncakları haline gelir. Oyuncaklarını parçalamaktan korkmayan bir çocuk olarak deneylerine başlar hatta bilimsel makale yazacaktır. Kitabın en ilginç yanlarından birisidir. 

Her bilimsel makale gibi bu da bir deney sonucu yazılıyor. Kitabın en güzel kısımlardan birisi buradaki benzetme oluyor. Haliyle Gazâ Spiral Yönetim Şeklini gözlemlemiş oluyor! Kitabın sadece bu kısmı başlı başına bir dünya! Bu deney Gazâ'nın kaçakların kendi arasında bir lider seçmesini talep etmesiyle başlıyor ve Gazâ'nın küçük ülke oyunu başlıyor. Bu küçük ülke hiç de yabancı değil!

Peki Gazâ iyi bir insan mıdır? Kötü bir insan mıdır? Kitapta bu çatışma da görülüyor ama çatışma olarak değil bir uyum olarak. Kahramanlar mükemmel iyidilerdir tezine karşı bir kitap. Okunan bu kahraman hiç de kahraman değil. Yaptıkları midenizi bulandıracak cinsten ama olduğu gibi. Mutlak iyi yoktur mutlak kötü yoktur. İyi ile kötü iç içe geçmiştir. Böyle bir burgaç içinde nefessiz kalacaksınız.

Kitabın kapağı kitap bittikten sonra daha bir anlamlı hale bürünüyor. Herkesin yolu bir labirentin içinde ve labirent yok olursa artık geriye kalan ne ise...

Gazâ'nın anlamı TDK'ye göre: İslam dinini korumak veya yaymak amacıyla Müslüman olmayanlara karşı yapılan kutsal savaş. Gazâ'nın savaşı kimle?

Anlatıcı Gazâ'nın kendisi. Ondan dinliyoruz hayat öyküsünü bildiği ve anladığı kadar. Kitabın bölümleri Rönesans resim teknikleriyle ayrılmış.
Sfumato ile başıyor. Buharlaşarak karışıyor.
Cangiante ile devam ediyor. Ani renk değişimi.
Chiaroscuro ile takip ediyor. Işık ile gölge çarpıyor, üçüncü boyut oluşuyor.
Unione ile sonlanıyor. Sfumato'nun parlak, canlı renklerle vücut bulması. Kana bulanması.

Kitap Doğan Kitap'tan Ekim 2013'te çıktı. Bundan tam yedi yıl önce. Ne değişecekti ki?

Kitap:
Doğan Kitap
Kitapyurdu.com
İdefix.com

18 Aralık 2020 Cuma

İnce Memed 3

0 yorum

 İnce Memed yaralıdır. İnce Memed bitkindir ancak ismi Çukurova'da gezinmeye devam eder. İnce Memed'i bulmaya çalışırlar ancak bulamazlar. At'ı da göze görünür ama ne yakalanabilir ne de vurulabilir.

İnce Memed-I
İnce Memed-II
İnce Memed-III
İnce Memed-IV

Umutsuzluk devam ediyor. Bir tarafta zorlu toprak diğer tarafta bu toprağı paylaşmış ağalar. Arada kalan köylülerin yaşam mücadelesi ve umutsuzlukları. Azıcık güvendikleri efsaneleşen İnce Memed. Ama her zaman da görülmüyor. Kırklara karışıyor.

İnce Memed artık bitirmek istiyor bu kavgayı. Çünkü ağaların biri gidiyor, biri geliyor ve köylüler ne kadar tutsalar da İnce Memed'i ağasız yaşam bilmiyorlar. Ağaların biri gidip biri geliyorsa bir İnce Memed gidip bir İnce Memed gelir!

Bu kitapta ağaları okuyoruz. Çok korkan Murtaza Ağa İnce Memed'in sonunu hazırlamaya çalışıyor. Kesek gibi düşünceler ve söylemler arasındaki farkları görüyoruz. Bu geçişler, söylemlerin değişmesinin sebepleri korku belli ki!

İnsanı anlatmaya devam ediyor Yaşar Kemal, eğrisiyle doğrusuyla. Bu kitapta dili anlatmak istediğine uygun bir şekilde evriliyor ve daha efsanevi bir anlatım gösteriyor. Ermişlere karışmış İnce Memed gibi.

24 Nisan 2020 Cuma

Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları Günler Haritası

1 yorum
Tuhaflıklar bitmedi!

Tuhaf Çocuklar Serisi:
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: The Desolations Of Devil's Acre (Şeytanın Arka Bahçesi'nin Perişanlığı) (Kitap anadilinde 23/2/2021'de çıktı.)

Jacob eve dönmüştür. Ailesi akıl hastanesine yatırılmasını düşünmektedir. Hatta yolculuğun hazırlığı tamamlanmış yola koyulacaklardı. Bayan Peregrine ve Tuhaf Çocuklar birden bitiverdiler!

İki dünya arasındaki çizginin yok olmasıyla Jacob denge kurmaya çalışmaktadır. Ancak büyükbabası hakkında beklenmedik keşifler onu Amerika'da bir kovalamacanın içine sokacaktır. Öyle ki durumdan hakkında hiçbir bilgisi yoktur ve kendisini bir savaşın ortasında bulur ki bu sefer düşman gölgelerin kendisi değildir!

Kitap üç günde bitti, yani üslup anımsadığım gibi akıyor, yormuyor. Ancak bu kitap kendim hakkında da küçük bir yolculuk oldu. İlk üçlüyü okuyalı dört sene olmuştu ve ben artık olay örgüsünü unutmuşum. Yaşlanıyorum sanırım! Kitabın içinde ilerlerken bir yandan da önceki kitapları düşünüyordum. Tuhaf Çocuklar'da ne vardı?

Tuhaf Çocuklar dünya tarafından kabul görmemiş tuhaf yeteneklere sahip çocuklardır. Ymbryne'ler tarafından oluşturulan zaman döngülerinin içinde yaşamaktadırlar. Ancak tuhafların peşinde hortlaklar ve gölgeler vardır! İşte bunlara karşı verilen savaştan bizim tuhaflar galip gelmiştir.

İlk üçlüyle dördüncü arasında bu kadar uzun zaman olunca ve kendimle ilgili bu -yaşlandım ve unuttum- cebelleşmesi baş gösterince daha geniş anımsatıcı kısımlar beklemeye başladım. Ancak yoktu. Küçük küçük metinler var. Bunun genişletilmemesinin sebebi de dördüncü kitaptaki olayların ilk üç ile doğrudan bağlantısı olmaması diye düşünüyorum. Abe'in geride bıraktığı sırların peşindeyiz bu sefer.

Jacob tuhaflar dünyasına bir üne kavuşmuştur. Ancak diğer yandan da bir şarlatan olarak görülmektedir. Ymbryne'lere muhalif olan bir hareket de başlamıştır. Tüm bunlarla uğraşırlarken bir tuhaflar dünyasının yeniden yapılandırılması ve gölgelerle yaşanın savaşın yaralarının sarılması için gayret gösterirler.

Bizim tuhaflara Arka Bahçe'de çeşitli görevler verirler ama bastıbacaklar -yüzlerce yıl yaşındalar! (Jacob hariç)- burun bükerler. İşlerin nasıl bir çıkmaza doğru gittiğinden haberleri yoktur ve Abe Portman gerçeğini belki de bilmiyorlar!

Bendeki kitap İthaki Yayınları'ndan Aslı Dağlı çevirisiyle Mayıs 2019 tarihli ilk baskısı.
İthaki.com.tr

Sağlıcakla.

19 Nisan 2020 Pazar

Bütün Hikayleri

0 yorum
Edger Allan Poe'nun bütün hikayelerinin tek cilt altında toplanmış olduğu bu baskıyı yıllardır gözüme kestirmiştim ancak okumak için zaman bulamayacağımdan edinememiştim. Karantina günleri benim için bu zamanı oluşturdu.

Edger Allan Poe'nun dünyalar arasındaki geçişlerini okumak çok güzeldi! Hikayeler tarih sıralamasına sahip olduğu için Poe'nun üslubundaki geçişleri, ilerleyişleri okumak ve hissetmek apayrı bir güzellik oldu!

İlk zamanları daha şiirsel bir üslup varken bu üslubu giderek sadeleşiyor. Zamanın keşfetme ilhamı onda vücut buluyor ve keşif gezilere türlü maceralarla karşılaşmak üzere çıkıyoruz!

Kitabın arka kapağıdan:
Bu kitabı, düşlerin tek gerçeklik olduğuna inanlara adıyorum. - Edger Allan Poe
Kitabın en büyük hadikapı dipnotları notlar olarak kitabın sonuna taşımışlar. 968 sayfalık kitapta ileri geri gitmek zorlayıcı olabiliyor.

Diğer bir problem de İthaki'den beklemediğim baskı hataları! Birden fazlalar. Öyle ki daha ikinci başlıkta karşımıza çıkıyor. "E. A., Poe Üzerine"de ikinci harfin sonunda fazladan bir noktalama işareti, virgül çıkıyor!

Edger Allan Poe'nun Yazmanın Felsefesi ile kitap başlıyor. Kuzgun şiirini örnekleyerek yazınını açıklıyor.

Ardından Charles Baudelaire'in E. A. Poe Üzerine önsözü geliyor. Ben bu kısmı çok hızlı geçtiğimi itiraf edeceğim. Çünkü Poe öyküleri için çok sabırsızdım!

Şişede Bulunan Not ailesi ve vatanı hakkında söyleyecek pek bir şeyi olmayan birisinin denize açılmasıyla yazdıklarını bir şişeye koyarak başına gelenleri okuyoruz. Onları alabora eden neydi?

Berenice ile kuzeni birlikte büyümüşlerdir ve adım adım bir imkansız aşka ilerlemektedir. Var oluşundaki tuhaf anomali güzel dişlere ve bir küreğe bedeldi.

Morelle ile bir arkadaş topluluğunda tanışmışlardı bu başlangıç onların sonuydu.

Bir Aslanın Hayatından Pasajlar (Aslanlaşma) Robert burunoloji üzerine çalışmak istediğini babasına açıklar. Peki nedir burunoloji ve bir burun yoksa nasıl çalışır?

Hans Pfaal Diye Birinin Benzeri Görülmemiş Serüveni'nde Hans Pfaal'ın Rotterdam'da neden olduğu kargaşayı ve Ay'a gidişini okuyoruz! (Öykü 1835 tarihini taşıyor. Ay'a ayak basma 1969 yılında!)

Randevu (Vizyoner) Tanışı kendisini evine davet etmiştir, korkunç gerçek sonda görülecektir.

Bon-Bon sıradışı niteliklere sahiptir. Gece ansızın gelen misafiriyse daha da ilginçtir.

Gölge: Bir Mesel'de gölgeler diyarından bizlere yazandan alacağımız mesele kulak verin!

Nefesini Yitirmek "Blackwood'a Ne Uygun Olan, Ne de Olmayan Bir Öykü. Ya nefessiz kalsaydınız ve hala hareket halinde olsaydınız? Yaşıyor musunuz? Öldünüz mü? Kim inanır!

Veba Kralı'nın karşısına denizciler çıkar! Kendilerini zorla akşam yemeğine davet ettirmişlerdir.

Metzengerstein. Dehşet ve ölümün asırlardır kol gezdiği bir tarihte, bir atın öyküsüdür karşımızda duran ateşler içindeki karanlık!

Dük De L'Omelette ile Şeytan karşı karşıyadır.

Dört Hayvan Bir Arada; İnsan-Zürafa. Şimdi üç bin sekiz yüz otuz senesinde olduğunuzu düşünün.

Bir Kudüs Öyküsü cemaatten bağış toplayanların verdiği bir sınavdır.

Aldatma soyluların düellosudur.

Ligeia gölgeler diyarına gitmiş sevgili Leydi Ligeia! Bu gözler kimin?

Bir Blackwood Makalesi Nası Yazılır? Bu ipuçlarını kullanarak kesinlikle bir makale yazabilirsiniz ipuçlar da Bay Blackwood'un kendisinden!

Kötü Bir Durum: Zamanın Tırpanı'nda Bay Blacwood'tan alınmış derslerle bir makale yazılır.

Sessizlik Bir Masal: (Siope) İblis konuşuyor.

Bitmiş Adam Son Bugaboo ve Kickapoo Seferi'nden Bir Öykü. Fahri Tuğgeneral John A.B.C Smith'in ardında yatan gizem!

Çan Kulesindeki Şeytan Dünyanın en güzel yerinin Hollanda'daki Vondervotteimittis kasabası olduğunu biliyor muydunuz? Ya çan bir kere fazla çalarsa?

Eiros'la Charmion'un Konuşması. Onları gölgeler yahut ışıklar diyarından dinliyoruz!

Girdaba İniş. Denizin en dibine yolculuktan sağ çıkmak.

Julius Rodman'in Günlüğü Kuzey Amerika'daki Rocky Dağları'nı Geçen İlk Uygar İnsanın Anlatısı. Kuzey'e doğru bir keşif gezisi başlar!

Kalabalıkların Adamı tenhada duramaz.

Morgue Sokağı Cinayetleri'ni Mösyö C. Auguste Dupin çözecektir. Mösyö Dupin ile burada karşılaşıyoruz.(Mösyö C. Auguste Dupin ile 1841 yılında tanışıyoruz. Bay Sherlock Holmes ile de 1891 yılında.)

Usher Evi'nin Çöküşü. Kasvetli bir ev kefene sarılmıştır.

William Wilson'ın gerçek adını bilmiyoruz. Sayfayı gerçek adıyla kirletmek istememiştir ancak kendisinden bir tane daha vardır?!

Peri Adası'nda çöken karanlığın içerisinde kaybolan bir peri.

Monos İle Una'nın Konuşması  Gölgelerden gelir sesleri.

Şeytan'la Asla Kafan Üstüne Bahse Girme çünkü bir arkadaş bu bahsi çok fazla tutmak istemiştir..

Bir Haftada Üç Pazar şartı koşmuştur büyük amcası Rumgudgeon evlenmeleri için. Bir haftada üç pazar yan yana gelirse sevdiğine kavuşabilecektir.

Eleonora gençliğinde sevdiği kızdı ve kuziniydi ve yeminini bozacak mıydı?

Oval Portre canlı gibiydi. Belki de canlıydı!

Kızıl Ölümün Maskesi demişlerdi salgın hastalığın adına ve herkesten uzakta kilit altında yaşayacaktı. Maskeli balo verildi!

Marie Rogêt'nin Sırrı "MORGUE SOKAĞI CİNAYETLERİNİN DEVAMI" Mösyö Dupin tarafından çözülecektir. Bu olaya benzer bir kurban başka bir kıtada da yaşanmıştır: Mary Rogers.

Kuyu ve Sarkaç. İdam hükmünüz verilse ne hissederdiniz?

Gammaz Yürek Cehennemden gelen pek çok sesi işitiyordu. Deli miydi?

Altn Böcek bir gizemin ilk anahtarı.

Kara Kedi uğursuzluk mudur? Sizi ele veren bir gerçek midir?

Dolandırıclık Pozitif Bilimlerden Biri üzerine açıklamadır. Yöntemler şaşırtıcıdır!

Bir Engebei Dağlar Öyküsü Augustus Bedloe'nun etrafını sarmıştır. Ölü müdür diri mi?

Gözlük görmenizi sağlar! Aşkın ise gözü kördür.

Balon Şakası hava balonuyla Anlantik geçiliyor!

Hipnoz Altında İfşa kabul edilebilir gerçekler midir?

Diri Diri Gömülüş öldü sanılsa da ölmemiş olanların farkında olmadan toprağın altında kalması!

Uzun Sandık gemiye yüklenmiştir. İçindeki sırlarla birlikte.

Tuhaflık Meleği BİR FANTEZİ Kim demiş tuhaflıkların gerçekleşmediğini?

"Sen Yaptın" Bay Barnabas Shuttleworthy günlerdir ortada yoktur ve çok yakın arkadaşı Yaşlı Charles Goodfellow bir arama ekibi toplamaktadır.

Çalınan Mektup'u Mösyö Auguste Dupin bulabilecek midir?

Bay Thingum Bob'ın Yazın Hayatı bizleri bir editörün kendi ağzından yazın yolundaki ilerleyişini gösteriyor.

Şehrazat'ın 1002. Masalı'nı okuyoruz!

Mumyayla Konuşma sandukanın açılmasıyla başladı.

Sözcüklerin Gücü'nü konuşuyor Oinos ile Agathos.

Zıtlık Şetyanı'nda frenolojistlerin araşatırmalarına dair sonuçları görüyoruz.

Bay Valdemar Vakasındaki Gerçekler'in hipnotizmaya dayandığını baştan belirtelim. Daha önce kimse ölmek üzereyken hipnotize edilmemiştir.

Dr. Karan ile Prof. Telek'in Sistemi bir akıl hastanesinde uygulanmaktadır!

Sfenks kolera salgınında uzaktan yaklaşmaktadır.

Amontillado Fıçısı bir mahzendedir, içinde gölgeler!

Arnheim Arazisi'nin genişliğine bakınız.

Mellonta Tauta "Skylark" Balonunun İçinde'n iğrenç yolculuğun notları vardır.

Aksak Kurbağa kralın soytarısıdır. Şakasını hazırlamış adım adım sona yaklaşmaktadır.

Bir Makaleyi X'lemek sansür müdür?

Von Kempelen'in Buluşu neleri saklayabilir?

Landor'un Yazlığı "Arnheim Arazisi'ne Bir Ek ile Bay Landor'un evini görüyoruz.

Wissahiccon'da Bir Sabah bir geyik gezmektedir.

Eşya Felsefesi dekorasyonun inceliklerini milletler kırınımında görüyoruz.

Nuntucketlı Arthur Gordon Pym'in Öyküsü bir kısa roman aslında ve Gordon Pym'in denize açıldıktan sonra başından geçen tuhaf olaylara tanık oluyoruz.

Maelzel'in Satranç Oyuncusu Türk olarak da bilinir peki nasıl çalışır?

Astoria ticaret savaşları.

Deniz Feneri Poe'nun bitmemiş öyküsü.

Bendeki kitap İthaki Yayınları'ndan Dost Körpe çevirisiyle Kasım 2019 tarihli 13. baskısı.
İlknokta.com



Kutsal Dedektiflik Bürosu

0 yorum
Douglas Adam kitabı. Dirk Gently ile tanışıyoruz.

Kutsal Dedektiflik Bürosu
Ruhun Uzun Karanlık Çay Saati

Kitabın anadilindeki adındaki bir kelime çeviride kişileri zorluyor ki çevirilerde farklı isimleri görmenin sebebi de budur. "Holistic" kelimesinin karşılığında parçaları tek tek ele almaktan ziyade bu parçaların oluşturduğu bütünü görmeye çalışmak. Bir bakıma tümden gelim diyebiliriz. Dirk Gently her şeyin bir bütüncül yapı oluşturduğuna inanıyor.

Tercümelerin de buradan yola çıkarak gerçekleştiğini düşünüyorum. Ancak bence olması gereken Bütünsel Dedektiflik Bürosu'dur. Kitabın ilerleyen sayfalarında Dirk Gently'nin bürosundaki tabelayı da zaten bu şekilde görüyoruz:

Dirk Gently'nin Bütünsel Detektiflik Bürosu. Biz bir suçu BÜTÜNSEL çözeriz. Biz bir kişiyi BÜTÜNSEL buluruz. Sorununuza BÜTÜNSEL bir çözüm bulmak için bugün telefon edin. (Kayıp kediler ve çapraşık boşanma konularında uzmanız.) 33a Peckender sokak, Londra K1 01-354 9112 (sayfa164)

Tercümeyle ilgili hassasiyet burada başlıyor. Çünkü dile yeni kelime kazandırma, nasıl yazılmasının gerekliliği gibi çalışmalar bir bakıma bu yolla da gerçekleşiyor. Tutarlılık kelimelerdeki anlam için önem arzediyor. Haliyle yazım şekilleri de kelimelerdeki tutarlılıkla birlikte ilerliyor. Başlıktaki "dedektif" ile metnin içindeki "detektik" farklı şekilde yazılmış ve tashihten geçmiş. Bu şekilde farklılıklar çalışmaların aksadığı izlenimi uyandırıyor.

Douglas Adams kitapta kişileri betimlemiyor. Bu yüzden tanışmak kimileri için uzun sürebilir çünkü bir anda bir yerlerden isimler fırlayabiliyor. Haliyle yazarın yaratmak istediği ortama çok uygun bir davranış bu.

Dirk Gently hapse düşerek eğitim hayatından ayrılmıştır. Bunun sebebi de rüyasında sınav sorularını görmesidir (?)

Peki inanıyor musunuz? Eğer inanmakla zaman kaybetmek istemiyorsanız sizin için lazım olan bir Elektronik Keşiş!
Elektronik keşiş, bulaşık makinesi ve video kayıt cihazı gibi, zaman kaybını önlemek için yapılmış bir makinaydı. Bulaşık makinaları can sıkıcı tabakları sizin için yıkar, böylece sizi onları yıkama sıkıntısından kurtartır, video kayıt cihazları can sıkıcı televizyonu sizin için izler, böyece sizi izlemek sıkıntısından kurtarır. Elektronik keşişler de sizin için birşeylere inanır ve böylece herkesin sizden inanmanızı beklediği bütün o şeylere inanmak gibi gittikçe zahmeti artan bir işi yapmaktan sizi kurtarır. (sayfa 10)
 Elektronik keşişleriniz hazırsa bütünsellik üzerine ilerleyelim:
Kral bu zamanbilim kürsüsünü kurdu. Bunu yapmaktaki amaci, bir şeyin başka bir şeyin ardından olmasının özel bir nedeni olup olmadığını anlamak ve eğer böyle bir şey varsa, bunun nasn nasıl durdurulacağını öğrenmekti. (sayfa 24)
Herkes ve her şey bütünün bir parçasıysa ve bu bütün içerisinde bir kelebeğin kanat çırpmasının dev dalgalar oluşturmasında özel bir neden varsa bu özel neden niçin bulunmaktadır? Neye hizmet etmektedir? Bunu görebiliyor muyuz?

Bu kaosun içinde güzel bir yolculuğa hazırlanın. Yolunuzu kaybetsenizde aslında yolunuzu kaybetmemişsinizdir.

WayForward Technologies II firmasının sahibi Gordon Way arabasının bagajını kapatmaya çalışırken öldürülür. Telefonda kızkardeşi Susan Way'e telefonda mesaj bırakmaktadır. İşler burada çetrefilleşir. Dünya bir tehtit altındadır!

Kitap:
Nadirkitap.com



29 Mart 2020 Pazar

Son Av

0 yorum

Grange'ın yeni kitabı. Bu karantina günlerine polisiye yakışacaktır elbet.

Niemans adlı Fransız komiser başına gelen elim olaydan sonra sahadan çekilmiş ve eğitimci olarak devam etmektedir. Ancak yeni kurulan bir ekibin içine dahil edilmiştir. Danışman olarak vakalara yardım edecektir. Ancak ekip tek başına kendisinden oluşmaktadır.

Niemans'ın isteği üzerine ekibe birisi daha katılmıştır. Ivana Slav genç bir polistir. Fransa-Almanya sınırında yaşanan bir cinayeti aydınlatmak için Alman polisiyle birlikte çalışacaklardır.

Öldürülen ise ekonomik bir imparatorluğa sahip bir ailenin genç varislerinden birisidir. İpuçları çok belirsizdir. Tek büyük ipucu varis bir av yöntemine göre -pirsch- öldürülmüştür ve bu yönteme göre temizlenmiştir. Bu ikilinin ilk sorgusu aile doktoruyla başladı.

Ölüm von Geyesberglerin kendi arazi olan Kara Orman'de gerçekleşmiştir. Bu orman ailenin kendi partileri özenle baktıkları, yetiştirdikleri bir özel mülk.
Aristokratın tek bir meydan okuması vardır, kan. (sayfa 276)
Peki bu meydan okuma sadece hayvanlara karşı mıdır? Yoksa insanlar bu av partisinin neresindedir?
Soy her şeydir ve öğrenim aşağı tabakalardan biri için zavallı bir umuttur. (sayfa 279) 
Avlanma ile toplumsal yaşam arasındaki bağ ve bağlamlar yadsınamaz benzerlikler sergiliyor... İnsan en tepedeki avcı durumunda. Bizi avlayan var mı? Belki de Covid-19 bizim avcımızdır?
Gerçek çevreciler avcılardır. Bu doğru. Ormanı tehdit eden en büyük tehlike, aşırı kalabalıklaşmadır. (sayfa 71)
Av ve avcılığı insan harici düşündüğümüzde tamamen doğal ve dengeli oluyor. Hatta durumu kabulleniyoruz. Ancak insan işin içine girince olaylar çetrefilleşiyor.

İnsan insanı avlar mı?

Bendeki kitap Tankut Gökçe çevirisiyle Şubat 2020 tarihli ilk baskısı

Kitap:
Doğan Kitap
 
Copyright © Kitaplık
S.Y.